SUIT UP!

Kurumsallık sağ olsun çok fazla düşünmez beyaz yakalı yarın ne giyeceğini. Çünkü sınırlar çizilmiştir. Artık saçı, sakalı, eteğinin boyu, gömleğinin rengi, küpesi bile kurumsal(!). Bu konu ile ilgili söylenecek çok şey olmasına rağmen odaklanmak istediğim konu giydiğimiz kıyafet mi yoksa yaptığımız iş mi önemli?

jdin456lKüresel ekonomi içerisinde çalışanlara “out of box” anlayışı ile farklı düşünün derken diğer açıdan kıyafet yönetmelikleri ile çalışanları sınırların içine hapsetmek ne yaman çelişki! Yapılan işin başarısını giyilen takım elbisenin belirlediğini düşünüyorsanız o zaman takım elbiseleri işe almamız gerekli.

Sınırları kaldırmak da ne yazık ki çözüm değil. Çünkü burada insandan bahsediyoruz. Değişken bir yapıya sahip olan insanoğlu sizi çok şaşırtan kıyafetlerle işe gelebilme potansiyeline sahip olduğundan yasakların yönetimi yerine özgürlüklerin yönetimine odaklanılmalı ve “free friday”larin artık beyaz yakalı için yeterli olmadığını kabul etmemiz gerek.

insan kaynakları kıyafet yönetmeliği

Reklam

İŞte XYZ ve Tecrübe

Selin Yetimoğlu, Y Kuşağı İş Hayatında Şiir Mi Yazıyor Şair mi? yazısı ile 3. kez benim düşündüğümü yazdı 🙂

Tecrübe…

Yeni mezun adayken nefret eder hale gelmiştim “tecrübe”den öteki İKcılar yüzünden. Özgeçmişimi inceleyip görüşmeye çağırdıktan sonra “Hımmm…..ama senin tecrüben yokmuş” diye biten görüşmeler sayesinde “tecrübeye” bakış açım değişmişti. Sonunda şeytanın bacağını kırıp “tecrübe” ile aradaki buzlar erimeye başlamıştı. Buzların erimesi ile tecrübenin önemini deneyimlerek öğrendim ve tecrübelilere olan saygım arttı.

Fakat işin içine girdikçe gördüm ki bazıları sadece tecrübelerine(!) güvenerek vazgeçilmez olmaya çalışıyorlar. Hiçbir zaman öğrenme, araştırma, sorgulama kaygısı duymadan sadece geçmişteki deneyimlerine dayanarak iş hayatına devam ediyorlar. İş ile ilgili bir yenilik hakkında bilgi verdiğinizde ise “flashback” ile savunmaya geçiyorlar. “Vakti zamanında A şirketinde başımı şöyle bir olay geldi…….” diye başlayan bir hikayeye eğer inanmazsanız bu seferde “Bizim B şirketinde çalışan bir abimiz vardı…..” diye başlayan ikinci hikaye gelir. Hikayedeki boşlukları sorguladığınızda ise ya konu değiştirilir/önemli bir e-posta gelir/telefon edilmesi gerekir ya da yıldırma yöntemi kullanılır. Hemen Google’dan konu ile ilgili rastgele bir sayfa bulunur (genelde forumlarda yer alan bir yorum) ve hikayeler ile karşı taraf pes ettirilmeye çalışılır. Bazende o sayfa/forum/yorum bulunmaz, güler geçersiniz.

Ve hep aynı senaryo; dönüp duran 1-2 hikaye!

Peki iş hayatı salt tecrübeden mi ibaret? O kadar dirsek çürüttük sıralarda yetmedi. Kitapların, dergilerin, makalelerin içine gömüldük. Bizde araştırırken Google’u kullandık ama Google kullanıldığını bile hissetmedi çünkü neyi nerede arayacağımızı çok iyi öğrenmiştik. Bu kadar eylemi cümle sonuna yüklem olsun diye yapmadık elbette ki. Tecrübeye ve tecrübelilere saygımız var ama sadece tecrübesine(!) güvenerek yer kaplayanlara, entrikalarla taht oyunları oynayanlara asla!

Bir Y kuşağı temsilcisi olarak baktığımda  tecrübeli(!) arkadaşlarımız genelde X kuşağı temsilcileri iken X kuşağı temsilcileri içinse bu tecrübeli(!) arkadaşlar BB kuşağının temsilcileridir. Yani bu durum her dönem her kuşak var olan bir gerçek. Hatta bu durumdan şikayet eden Y kuşağının bazı temsilcileri yakın zamanda Z kuşağı temsilcileri tarafından net bir dille uyarılacaklar (net bir dille uyarılacaklar çünkü onlar Z!)

club-xyz-industrial-620x592

Diğer yandan bazı X’ler var ki sahip olduğu tecrübeyi dahi sorguluyor ve bizimde sorgulamamızı istiyorlar. Öğrenmeye, araştırmaya, sorgulama sevk ediyorlar. Tecrübeleri ile çelişen bir şey söylediğinizde “Hangi kaynağı kullandın?” sorusundan sonra doğru bilgiyi inkar etmek yerine paylaşmak istiyor: “Senin için sakıncası yoksa bizim arkadaşlarla bir mail grubumuz var, onlara da yollayayım ki haberleri olsun”

İşte bizim böyle X’lere, Y’lere, Z’lere ihtiyacımız var !

Not: Bu yazı 3 blogta birden yazmasına rağmen 3. kez benden hızlı bir şekilde yazan Selin Yetimoğlu’na ithaf edilmiştir 😉

speedy-gonzales-A

Modern Zamanlarda Zamansızlık

2000’li yılların başındaki en popüler konulardan biriydi “Zaman Yönetimi”. Çoğu çalışan, öğrenci ve şirket bu eğitimden aldık ve almaya devam ediyoruz. Sanki zamanı kontrol edebilecekmişsiz gibi. Açıkçası bunca zaman sonra o eğitimden aklımda kalanlar “her sabah hesabınıza 86.400 tl yatıran bir banka düşünün…” cümlesi ile başlayan hikaye ve  Salvador Dali‘nin Belliğin Azmi isimli tablosudur.

salvadordali

Geçenlerde elime geçen “Zaman….” başlıklı yazıyı okuyunca o kadar geçen zamana (!) rağmen zaman yönetimi eğitimlerinin hiçbir şekilde revize edilmediği izlenimi oluştu. Bunun üzerine eğitim firmalarının içeriklerine göz attığımda da tahmin ettiğim gibi zaman yönetimi eğitimleri yerinde sayıyordu.

Halbuki geçen bu kısa süre içerisinde teknoloji epey hızlı bir şekilde ilerlemişti; akıllı telefonlar daha da akıllandı; fiber optik bağlantı; bulut teknolojisi vs. Bu gelişmeler ile aslında zamanı daha etkin kullanabilirdik. Fakat zaman yönetimi eğitimleri dediğim gibi zamanın biraz gerisinde kalmışlardı gelişen teknolojiye önem vermediklerinden dolayı.

Bunun yanı sıra iş hayatı hem yerel bazda hem de küresel bazda daha çok daha agrasif çalışanlara ihtiyaç duyar hale geldi. Aynı anda birden fazla işe odaklanabilen ve bu işleri minimum hata (yani sıfır hata) ile yerine getirebilen çalışanlara yani zamandan bir adım önde olabilenlere ihtiyaç duyar hale geldi.

Aynı iş hayatı gibi birazcık agrasif olan naçizane zaman yönetimi tüyolarım:

  • Trafikte harcadığınız vakti iyi değerlendirebilmek için toplu taşıma/servis kullanın.
  • Eğer kendi aracınız ile işe gitmeniz gerekiyorsa bir yabancı dil eğitim cd’si alın ve yol boyunca dinleyin. İstanbul trafiğinde 1 aya kalmaz “derdinizi anlatacak” kadar yeni bir dil öğrenmiş olursunuz 🙂
  • Ulaşım için toplu taşıma/servis kullanıyorsanız yapabileceğiniz bir sürü aktivite var; yeni bir dil öğrenme, dizi/film izleme, oyun oynama, kitap/gazete okuma gibi. En çok tercih edileni ise uyuma.
  • Düzenli olmayın, dağınıkların aradıkları şeyleri bulmak için oluşturmuş oldukları sistematik kodları vardır. Sizde kendi kodunuzu oluşturun ve aradığınızı bulun. Günün ortasına gelmeden dağılacak bir masa için her sabah uğraşmayın.
  • Hiçbir zaman uyamayacağınız günlük planlar yapmayın. Haftalık/aylık planlar belli bir ölçüde uygulanabiliyor ama kabul etmek gerek ki günlük iş akışı asla planladığımız gibi gitmiyor. Eğer proje bazlı çalışıyorsanız zaten master plan sizin yerinize yapılmıştır, siz sadece ona uymaya çalışın yeterli.
  • Teslim tarihi belirsiz bir işi/projeyi kabul etmeyin. Teslim tarihi ucu açık bırakılmışsa teslim tarihini siz belirleyin ve karşı tarafa bildirin.
  • Teslim tarihini belirlerken her zaman “+ süre” ile hesaplama yapın. Erken teslim ettiğinizde diğer işlerinizi bitirebilirsiniz ama geç teslim ettiğinizde bitmemiş işleriniz daha da bitmez hale gelir.
  • Etrafınızdaki çalışanların zamanı nasıl kullandıklarını analiz edin, onların hataları sizin işinizi ve iş yükünüzü etkileyebilir. Bu yüzden gerekli önlemleri önceden alın.
  • Ertelemeyin, bahane aramayın sadece yapın.
  • Yetkinizi devretmekten çekinmeyin ve beraber çalıştığınız insanlara güvenin ve bazı işlerin daha çabuk sonuca ulaşması için onlara gerekli yetkiyi verin.
  • Sonu gelmez toplantılarda haberlere göz atmak, ajandanızı karalamak yerine taslaklardaki maillerinizi tamamlayın veya yarım kalmış minor öneme sahip işlerinizi bitirin.
  • Sonu gelmez toplantılardan yeri geldiğinde “müsade” isteyip çıkın. Büyük ihtimalle toplantı sizin odayı terk etmenizden ya 5 dk. sonra bitecek ya da futbol, f1, kek, börek, dedikoduya bağlanıp bir kısır döngüye girecek.
  • İş arkadaşları ile sosyalleşmek kesinlikle gerekli ama herkesle değil. Hele ki Y Kuşağı temsilcisi iseniz bir kaç sene içinde o şirketten ayrılabilirsiniz. Bu yüzden network’ünüze ve hayatınıza katkı sağlayabilecek iş arkadaşları ile sosyalleşin.
  • Yeri geldiğinde “hayır” demeyi bilin.
  • Teknolojik her şey hayatımıza zaman kazandırdığı gibi zamanda kaybettiriyor! Teknolojiyi kullanırken ne için kullandığınızı unutmayın. İş hayatınızı kolaylaştıracak uygulamalar varken akıllı telefonunuzu lunaparka çevirmenin alemi yok.

Söylemek kolay ama yapmak zordur. Yukarıdaki maddelerin önemli bir kısmını uyguladığımı içtenlikle söyleyebilirim. Benim en çok zorlandığım nokta ise kolay kolay “hayır diyememem”. Eskisine oranla daha çok hayır diyorum ama yeri geldiğinde yardım meleği gibi herkese yardım etmekten kendi işlerimi ertelediğim dahi oluyor.

Uygulaması en eğlenceli madde ise “sonu gelmez toplantılar” ile ilgili olan. İlk başlarda insanlar yaptığınız davranışı küstahça bulsa dahi ilerleyen toplantılarda “müsade” istemeniz için gözünüzün içine bakıyorlar. Çünkü zamanımız gerçekten kıymetli. Zamanı istediğimiz gibi yönetemesek de en azından başkalarının bizim zamanımızı kontrol etmesini önleyebiliriz.

3-Secrets-to-Cut-Your-Meeting-Time-in-Half-Photo-583x388

Önce Her Şey Bir Gaz Bulutuydu…

… sonra hayat başladı!!!

Nasıl devam edecek hala belirsiz ama artık umut var. Bir filiz gibi insanların içinde yeşerdi ve büyümeye devam ediyor.

Gezi Park Direnişi ile başlayıp bir “diriliş” haline gelen bu süreci anlatan bir yazı yazmak isterdim ama bence bu süreci bize en iyi yine sosyal medya anlatacaktır.

Araştırmaya, anlamaya, anlatma ve üretmeye devam.

Fotor0707162159

Yenİ Mezunların Şİrketler İçİn Önemİ

images (3)Ülkemizin yıllardır sahip olduğu eğitim sisteminden onunla ilintili işgücü piyasasına her yaz binlerce öğrenci “yeni mezun” ünvanı ile katılıyor.

Öğrencilikten yeni mezunluğa terfi eden bu arkadaşlarımız uzun süren iş arayışları sonucunda “profesyonel işsiz ” ünvanına terfi ediyorlar. Bu dönem boyunca yabancı dil kurslarından, kişisel gelişim eğitimlerine, sertifika programlarından koştururken bir yandan da gelen mülakat davetlerinin hepsine giderek iş hayatına girebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Profesyonel işsiz olan bu arkadaşlarımızın bu kısır döngü içerisine girmelerinin en büyük nedeni bazı şirketlerin sahip olduğu her pozisyon için “tecrübeli aday” ısrarı. Kesinlikle tecrübeli adayların şirkete sağlayacağı avantajlar epey çok. Fakat yeni mezun arkadaşlarımızında sağlayabileceği avantajları göz ardı etmemek gerekir.

yeni-mezunlarin-meslek-secimleri

  • Yeni mezunlar hem istekli hem de enerjiktir.
  • Yeni mezunlar okulunun sahip olduğu vizyonu en taze şekilde şirkete aktarabilir.
  • Yeni mezunda aidiyet duygusunun oluşturulması daha kolaydır ve oluşturulan aidiyet duygusu daha samimidir.
  • Yeni mezunlar daha uyumludur. “Bizim eski şirkette….” diye başlayan isyan mırıldanmalarını duymazsınız.
  • Yeni mezunlar bütçe, maliyet, kar gibi kavramlar tarafından daha önceden kısıtlanmadığından dolayı daha yaratıcıdırlar.

Yeni mezun olan arkadaşlarımızın kısa sürede istihdam edilebilmesi için İK’cıların önemli bir görev düşmektedir. Çünkü personel talebinde bulunan müdürlere “yeni mezun istihdam etmenin avantajları”ndan bahsetmeleri ve her pozisyon için istenilen tecrübeli aday kriterinden vazgeçirmeleri gerekmektedir.

Üniversite-Mezunu-Pazarcı

İşi Unvan Değil, İnsan Yapar

Annemizden babamızdan memur, şef, müdür yardımcısı, müdür gibi unvanlar duyan biz Y kuşağı temsilcileri iş hayatına girdiğimizde kendimizi “unvan enflasyonu” içerisinde bulduk. Sorumlu, uzman yardımcısı, uzman, temcilci, koordinatör, direktör vb. bir sürü ünvan iş hayatına eklendi.

İyi bir organizasyon yapısına sahip şirketlerde unvanlar ile bu unvana sahip kişilerin nitelikleri ve yapmış oldukları iş arasında uyumluluk olmasına rağmen organize olmayan şirketlerde bu unvanlar ciddi sıkıntılara sebep olabiliyor.

demolition-company

Özellikle şirketlerin pozisyona verilen unvana yüklediği sorumluluk herkes için ayrı bir anlam taşıdığından ve şirketler verilen unvanlar hakkında çalışanları için ortak bir anlam birliği oluşturamadığından şirket içerisinden herkes birbirine müdürlük(!) taslamakta ve çalışanlar arasında huzursuzluğa sebep olmaktadır.

Bu unvan konusunun en tatsız kısmı ise bence çalışanların bu unvanlara verdikleri önem. Çünkü her ortamda tanıştığı herkese unvanını isminden önce söyleyen birisi karakter olarak zayıf bir yapıya sahiptir ve bu kişiler sadece bir unvan uğruna çalıştığı şirketten ayrılabilir.

images (1)Halbuki biz İK Uzmanları/İşe Alım Uzmanları unvandan ziyade yerine getirilen görevlere önem vermekteyiz. unvan sahibinin o işi hakkı ile yerine getirip getirmediğini en iyi yerine getirdiği görevlerden anlayabiliriz.

İş Hayatında Y Kuşağını Anlamak İçin…

311941sasirmak-120[1]Yıllardır Y Kuşağı ile iç içesiniz fakat onu anlamak iş hayatınıza girmesini mi beklediniz? Tabii ki hayır. Çocuğunuz, kardeşiniz, yeğeniniz olsun hep etrafınızda idi Y Kuşağı. Onunla her zaman etkileşim halinde idiniz. Onu büyüttünüz, sevincini,üzüntüsünü paylaştınız, kimi zaman maç yaptınız kimi zaman maça gittiniz, yeri geldi tartıştınız yeri geldi süprizleriniz ile onu şaşırttınız. Fakat iş hayatına girdiğinde şaşırdınız!

-Kimdi bunlar?

– Y Kuşağı !Why__by_alvaramorrigan

– Nereden çıktı peki bunlar?

– Onlar 1980’den beri vardı!

– Neden böyle davranıyorlar?

– Çünkü onlar Y Kuşağı !

Onları anlamak için eğitimlere gittiniz, kitaplar, makaleler okudunuz. Peki hala Y Kuşağını anlayamıyor musunuz? Boşverin o zaman, çünkü siz hayatın odağı olan “insan”dan çok uzaklara gitmişsiniz. Siz kariyer peşinde koşarken bir kuşak yanıbaşınızda filizlendi, büyüdü, kocaman bir ağaç oldu ve artık meyve veriyor.

Y Kuşağı’nı fark etmeniz ve onunla ilgilenmenizin tek sebebi yine kariyeriniz (!) ise gerçekten boşverin, yormayın kendinizi. Çünkü, Y Kuşağı ile zorlanmadan iletişim kurabilen, onunla Rock konserlerine giden, voleybol maçını izleyen yani onları anlayabilen bir X Kuşağı rakibiniz var.

Hayatın odağı olan “insan”dan uzaklaşmadığımız sürece her kuşağı anlayabiliriz.