İş Hayatı İçin 12 Bronz Tavsiye

12 Bronz Tavsiye, başarıları ile iş hayatında çığır açmış, milyon dolarlar kazanmış birisine ait değil. Hepsi benim nacizane tavsiyelerim ve tecrübelerime bağlı olarak da bronz. İlerleyen dönemlerde gümüş ve altın tavsiyeler halinde yenileri gelebilir.

Pozitif ol: İş hayatı aynı günlük hayat gibi, her şey planladığımız gibi gitmiyor. Bu yüzden yeri geldiğinde polyannacılık oynamayı bilmek lazım. Pozitif bakış açısı ile karşımıza çıkan engelleri daha rahat bir şekilde aşabiliriz. Hatta pozitif olarak karşımıza çıkabilecek en büyük engelli “kendimizi” aşmış oluruz.

10356331_796952903649860_5619119443917345327_n

Eğlen, eğlendir: En sevdiğiniz işi yapsanız dahi iş hayatı streslidir. Kafanızı dağıtmak için kendinize eğlenceli kısa anlar yaratın. Biraz müzik dinleyin, 5 dk koridorda sek sek oynayın, çöp kutunuzu uzağa koyarak 3’lük atmaya çalışın. Eğlenirken başkalarını da eğlencenize davet edin.

Tecrübeye saygı duy: Aklınıza hemen xyz kuşakları gelmesin. Tecrübenin her türlüsüne saygı duyun. Aynı kuşaktan olsanız farklı tecrübelere sahip mesai arkadaşlarınızın deneyimlerine saygı duyun. 5 yıllık işe alım uzmanı olsanız dahi 2 yıllık finans uzmanı finans alanında sizden daha tecrübelidir. Bunu en baştan kabul edin ve mülakatta işinize yarayacak bilgileri alın.

Duygusal karar alma: Gün içerisinde duygular arasında çok fazla geçiş yaşarız. Sonradan pişman olmamak için sinirli, üzgün, sevinçli vb. duyguları en düzeyde yaşadığımız anlarda karar vermek için biraz bekleyin.esitlik

Herkese karşı adil ol: Aklınıza gelebilecek her konuda eşitlik şart! Şirketlerde bir karar alınıyorsa herkes için alınır. Okul arkadaşınız için istisna yaratmak bütün dengeleri bozabilir.

İş arkadaşları: İş arkadaşlığının ötesi her zaman risklidir. İlerleyen dönemlerde oluşabilecek ast-üst ilişkisi  ya arkadaşlığınıza ya işinize zarar verebilir. Elbette bunda tarafların dengeyi nasıl kurduğu çok önemlidir. Ofisteki romantik ilişkiler ise başka bir yazının konusu.

Yardım et: Aynı günlük hayatta olduğu gibi iş hayatında da verdiğin kadar alırsın. Yarın ihtiyacın olduğunda yardım isteyebilmek için önce yardım etmen gerekiyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yardım ederken ihalenin üzerinize kalmaması.

Sahaya in: Hangi sektörde çalışıyorsanız çalışın masada oturan yönetici olmayın, koltuğunuzu bırakıp sahaya inin. Çizilen projeyi, kullanılan malzemeyi ve her şeyden önemlisi o işi yapan insanları sahada görün. Aradaki farkı sahaya indiğinizde anlayabileceksiniz.

Dengele: İş hayatı ile özel hayat birbirine girmiş şekildedir yani denge falan ne yazık ki yok. Yine de siz dengeyi kurmaya çalışın yoksa bütün hayatınız “iş” olabilir.

Okuyun: Kitap okumak çoğumuzun en büyük eksiğidir. Okuduğunuz her kitapla kendinizi geliştirdiğinizi ve hedeflerinize bir adım daha yaklaştığınızı asla unutmayın.

Egonuzdan arının: Eğer mesai arkadaşlarının egosudan şikayet ediyorsanız ilk başta aynaya bakmak lazım. Masanın başına geçtiğiniz zaman egolarınızdan arındığınızı düşünüyorsanız diğerlerinin egolarını eleştirmek yerine onlara yol gösterin.

Network: İş hayatından hangi noktada olursanız olun network sizin can simidiniz olabilir.  Bu yüzden network’ünüzü ihmal etmeyin.

İŞte XYZ ve Tecrübe

Selin Yetimoğlu, Y Kuşağı İş Hayatında Şiir Mi Yazıyor Şair mi? yazısı ile 3. kez benim düşündüğümü yazdı 🙂

Tecrübe…

Yeni mezun adayken nefret eder hale gelmiştim “tecrübe”den öteki İKcılar yüzünden. Özgeçmişimi inceleyip görüşmeye çağırdıktan sonra “Hımmm…..ama senin tecrüben yokmuş” diye biten görüşmeler sayesinde “tecrübeye” bakış açım değişmişti. Sonunda şeytanın bacağını kırıp “tecrübe” ile aradaki buzlar erimeye başlamıştı. Buzların erimesi ile tecrübenin önemini deneyimlerek öğrendim ve tecrübelilere olan saygım arttı.

Fakat işin içine girdikçe gördüm ki bazıları sadece tecrübelerine(!) güvenerek vazgeçilmez olmaya çalışıyorlar. Hiçbir zaman öğrenme, araştırma, sorgulama kaygısı duymadan sadece geçmişteki deneyimlerine dayanarak iş hayatına devam ediyorlar. İş ile ilgili bir yenilik hakkında bilgi verdiğinizde ise “flashback” ile savunmaya geçiyorlar. “Vakti zamanında A şirketinde başımı şöyle bir olay geldi…….” diye başlayan bir hikayeye eğer inanmazsanız bu seferde “Bizim B şirketinde çalışan bir abimiz vardı…..” diye başlayan ikinci hikaye gelir. Hikayedeki boşlukları sorguladığınızda ise ya konu değiştirilir/önemli bir e-posta gelir/telefon edilmesi gerekir ya da yıldırma yöntemi kullanılır. Hemen Google’dan konu ile ilgili rastgele bir sayfa bulunur (genelde forumlarda yer alan bir yorum) ve hikayeler ile karşı taraf pes ettirilmeye çalışılır. Bazende o sayfa/forum/yorum bulunmaz, güler geçersiniz.

Ve hep aynı senaryo; dönüp duran 1-2 hikaye!

Peki iş hayatı salt tecrübeden mi ibaret? O kadar dirsek çürüttük sıralarda yetmedi. Kitapların, dergilerin, makalelerin içine gömüldük. Bizde araştırırken Google’u kullandık ama Google kullanıldığını bile hissetmedi çünkü neyi nerede arayacağımızı çok iyi öğrenmiştik. Bu kadar eylemi cümle sonuna yüklem olsun diye yapmadık elbette ki. Tecrübeye ve tecrübelilere saygımız var ama sadece tecrübesine(!) güvenerek yer kaplayanlara, entrikalarla taht oyunları oynayanlara asla!

Bir Y kuşağı temsilcisi olarak baktığımda  tecrübeli(!) arkadaşlarımız genelde X kuşağı temsilcileri iken X kuşağı temsilcileri içinse bu tecrübeli(!) arkadaşlar BB kuşağının temsilcileridir. Yani bu durum her dönem her kuşak var olan bir gerçek. Hatta bu durumdan şikayet eden Y kuşağının bazı temsilcileri yakın zamanda Z kuşağı temsilcileri tarafından net bir dille uyarılacaklar (net bir dille uyarılacaklar çünkü onlar Z!)

club-xyz-industrial-620x592

Diğer yandan bazı X’ler var ki sahip olduğu tecrübeyi dahi sorguluyor ve bizimde sorgulamamızı istiyorlar. Öğrenmeye, araştırmaya, sorgulama sevk ediyorlar. Tecrübeleri ile çelişen bir şey söylediğinizde “Hangi kaynağı kullandın?” sorusundan sonra doğru bilgiyi inkar etmek yerine paylaşmak istiyor: “Senin için sakıncası yoksa bizim arkadaşlarla bir mail grubumuz var, onlara da yollayayım ki haberleri olsun”

İşte bizim böyle X’lere, Y’lere, Z’lere ihtiyacımız var !

Not: Bu yazı 3 blogta birden yazmasına rağmen 3. kez benden hızlı bir şekilde yazan Selin Yetimoğlu’na ithaf edilmiştir 😉

speedy-gonzales-A

Modern Zamanlarda Zamansızlık

2000’li yılların başındaki en popüler konulardan biriydi “Zaman Yönetimi”. Çoğu çalışan, öğrenci ve şirket bu eğitimden aldık ve almaya devam ediyoruz. Sanki zamanı kontrol edebilecekmişsiz gibi. Açıkçası bunca zaman sonra o eğitimden aklımda kalanlar “her sabah hesabınıza 86.400 tl yatıran bir banka düşünün…” cümlesi ile başlayan hikaye ve  Salvador Dali‘nin Belliğin Azmi isimli tablosudur.

salvadordali

Geçenlerde elime geçen “Zaman….” başlıklı yazıyı okuyunca o kadar geçen zamana (!) rağmen zaman yönetimi eğitimlerinin hiçbir şekilde revize edilmediği izlenimi oluştu. Bunun üzerine eğitim firmalarının içeriklerine göz attığımda da tahmin ettiğim gibi zaman yönetimi eğitimleri yerinde sayıyordu.

Halbuki geçen bu kısa süre içerisinde teknoloji epey hızlı bir şekilde ilerlemişti; akıllı telefonlar daha da akıllandı; fiber optik bağlantı; bulut teknolojisi vs. Bu gelişmeler ile aslında zamanı daha etkin kullanabilirdik. Fakat zaman yönetimi eğitimleri dediğim gibi zamanın biraz gerisinde kalmışlardı gelişen teknolojiye önem vermediklerinden dolayı.

Bunun yanı sıra iş hayatı hem yerel bazda hem de küresel bazda daha çok daha agrasif çalışanlara ihtiyaç duyar hale geldi. Aynı anda birden fazla işe odaklanabilen ve bu işleri minimum hata (yani sıfır hata) ile yerine getirebilen çalışanlara yani zamandan bir adım önde olabilenlere ihtiyaç duyar hale geldi.

Aynı iş hayatı gibi birazcık agrasif olan naçizane zaman yönetimi tüyolarım:

  • Trafikte harcadığınız vakti iyi değerlendirebilmek için toplu taşıma/servis kullanın.
  • Eğer kendi aracınız ile işe gitmeniz gerekiyorsa bir yabancı dil eğitim cd’si alın ve yol boyunca dinleyin. İstanbul trafiğinde 1 aya kalmaz “derdinizi anlatacak” kadar yeni bir dil öğrenmiş olursunuz 🙂
  • Ulaşım için toplu taşıma/servis kullanıyorsanız yapabileceğiniz bir sürü aktivite var; yeni bir dil öğrenme, dizi/film izleme, oyun oynama, kitap/gazete okuma gibi. En çok tercih edileni ise uyuma.
  • Düzenli olmayın, dağınıkların aradıkları şeyleri bulmak için oluşturmuş oldukları sistematik kodları vardır. Sizde kendi kodunuzu oluşturun ve aradığınızı bulun. Günün ortasına gelmeden dağılacak bir masa için her sabah uğraşmayın.
  • Hiçbir zaman uyamayacağınız günlük planlar yapmayın. Haftalık/aylık planlar belli bir ölçüde uygulanabiliyor ama kabul etmek gerek ki günlük iş akışı asla planladığımız gibi gitmiyor. Eğer proje bazlı çalışıyorsanız zaten master plan sizin yerinize yapılmıştır, siz sadece ona uymaya çalışın yeterli.
  • Teslim tarihi belirsiz bir işi/projeyi kabul etmeyin. Teslim tarihi ucu açık bırakılmışsa teslim tarihini siz belirleyin ve karşı tarafa bildirin.
  • Teslim tarihini belirlerken her zaman “+ süre” ile hesaplama yapın. Erken teslim ettiğinizde diğer işlerinizi bitirebilirsiniz ama geç teslim ettiğinizde bitmemiş işleriniz daha da bitmez hale gelir.
  • Etrafınızdaki çalışanların zamanı nasıl kullandıklarını analiz edin, onların hataları sizin işinizi ve iş yükünüzü etkileyebilir. Bu yüzden gerekli önlemleri önceden alın.
  • Ertelemeyin, bahane aramayın sadece yapın.
  • Yetkinizi devretmekten çekinmeyin ve beraber çalıştığınız insanlara güvenin ve bazı işlerin daha çabuk sonuca ulaşması için onlara gerekli yetkiyi verin.
  • Sonu gelmez toplantılarda haberlere göz atmak, ajandanızı karalamak yerine taslaklardaki maillerinizi tamamlayın veya yarım kalmış minor öneme sahip işlerinizi bitirin.
  • Sonu gelmez toplantılardan yeri geldiğinde “müsade” isteyip çıkın. Büyük ihtimalle toplantı sizin odayı terk etmenizden ya 5 dk. sonra bitecek ya da futbol, f1, kek, börek, dedikoduya bağlanıp bir kısır döngüye girecek.
  • İş arkadaşları ile sosyalleşmek kesinlikle gerekli ama herkesle değil. Hele ki Y Kuşağı temsilcisi iseniz bir kaç sene içinde o şirketten ayrılabilirsiniz. Bu yüzden network’ünüze ve hayatınıza katkı sağlayabilecek iş arkadaşları ile sosyalleşin.
  • Yeri geldiğinde “hayır” demeyi bilin.
  • Teknolojik her şey hayatımıza zaman kazandırdığı gibi zamanda kaybettiriyor! Teknolojiyi kullanırken ne için kullandığınızı unutmayın. İş hayatınızı kolaylaştıracak uygulamalar varken akıllı telefonunuzu lunaparka çevirmenin alemi yok.

Söylemek kolay ama yapmak zordur. Yukarıdaki maddelerin önemli bir kısmını uyguladığımı içtenlikle söyleyebilirim. Benim en çok zorlandığım nokta ise kolay kolay “hayır diyememem”. Eskisine oranla daha çok hayır diyorum ama yeri geldiğinde yardım meleği gibi herkese yardım etmekten kendi işlerimi ertelediğim dahi oluyor.

Uygulaması en eğlenceli madde ise “sonu gelmez toplantılar” ile ilgili olan. İlk başlarda insanlar yaptığınız davranışı küstahça bulsa dahi ilerleyen toplantılarda “müsade” istemeniz için gözünüzün içine bakıyorlar. Çünkü zamanımız gerçekten kıymetli. Zamanı istediğimiz gibi yönetemesek de en azından başkalarının bizim zamanımızı kontrol etmesini önleyebiliriz.

3-Secrets-to-Cut-Your-Meeting-Time-in-Half-Photo-583x388

İş Hayatında Y Kuşağını Anlamak İçin…

311941sasirmak-120[1]Yıllardır Y Kuşağı ile iç içesiniz fakat onu anlamak iş hayatınıza girmesini mi beklediniz? Tabii ki hayır. Çocuğunuz, kardeşiniz, yeğeniniz olsun hep etrafınızda idi Y Kuşağı. Onunla her zaman etkileşim halinde idiniz. Onu büyüttünüz, sevincini,üzüntüsünü paylaştınız, kimi zaman maç yaptınız kimi zaman maça gittiniz, yeri geldi tartıştınız yeri geldi süprizleriniz ile onu şaşırttınız. Fakat iş hayatına girdiğinde şaşırdınız!

-Kimdi bunlar?

– Y Kuşağı !Why__by_alvaramorrigan

– Nereden çıktı peki bunlar?

– Onlar 1980’den beri vardı!

– Neden böyle davranıyorlar?

– Çünkü onlar Y Kuşağı !

Onları anlamak için eğitimlere gittiniz, kitaplar, makaleler okudunuz. Peki hala Y Kuşağını anlayamıyor musunuz? Boşverin o zaman, çünkü siz hayatın odağı olan “insan”dan çok uzaklara gitmişsiniz. Siz kariyer peşinde koşarken bir kuşak yanıbaşınızda filizlendi, büyüdü, kocaman bir ağaç oldu ve artık meyve veriyor.

Y Kuşağı’nı fark etmeniz ve onunla ilgilenmenizin tek sebebi yine kariyeriniz (!) ise gerçekten boşverin, yormayın kendinizi. Çünkü, Y Kuşağı ile zorlanmadan iletişim kurabilen, onunla Rock konserlerine giden, voleybol maçını izleyen yani onları anlayabilen bir X Kuşağı rakibiniz var.

Hayatın odağı olan “insan”dan uzaklaşmadığımız sürece her kuşağı anlayabiliriz.

Kaçın!!! Y Kuşağı Geliyor!!!

Herkes bir kuşak tutturmuş gidiyor. Hangi firmayı araştırsam kuşaklar konusunda uzman(!) birileri eğitim veriyor. Bu eğitimlerin genel teması “Y Kuşağını Anlamak” olarak belirtilse de eğitim içeriği genelde “Y Kuşağına Karşı Kendiniz Savunma Sanatı” şeklinde oluyor. Bunun sebebi bence eğitimsiz eğitmenlerden kaynaklanıyor.

Bu yüzden bir Y Kuşağı temsilcisi olarak size “Y Kuşağını anlayabilmeniz” için bir kaç tüyo vereceğim.

  • Y Kuşağının ilk temsilcileri de siyah önlük giydi, hepsi mavi boncuk değildi.
  • Çoğu okul hayatlarının ilk yıllarında 3 kişilik sınıflarda okudu, sınıftan biri bitlendi mi hepsi bitlenirdi.
  • Y Kuşağının bindiği otobüslerde bilet de kullanılırdı sigara da
  • Y Kuşağı “tek kanallı dönemi” görmemiş olabilirler ama eve alınan “renkli televizyon” için yapılan kutlamaları hatırlarlar.
  • Y Kuşağı temsilcileri “ilk özel televizyon kanalı”nın açılışına, her yılbaşında yaşanan “dansöz yarışı”na şahit oldukları gibi “korsan radyo”ları da hatırlarlar.
  • Cep telefonu yokken Y Kuşağı, PTT Telefon Jetonu ve Telefon Kartları vardı.
  • Y Kuşağında bulunan azınlıkta bir kesimin Commodore 64’ü vardı.
  • Y Kuşağı sokaklarda büyüdü; birdirbir, saklambaç, yağ satarım bal satarım, yakar top oynadı.

Eğitimlerde genelde Y Kuşağının 1990 sonrası doğan temsilcilerinden bahsedilir ve bu neslin bütün özellikleri Y Kuşağı için genelleştirilir. Halbuki I. Nesil Y Kuşağı’nın biraz daha farklı bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorum.

generation-yI. Nesil Y Kuşağı temsilcileri:

  • Tecrübeye saygıları var, iş hayatında yükselebilmek için dirsek çürütmek zorunda olduklarının bilincindeler,
  • Bayramlarda aile büyüklerini ziyarete gönüllü olarak giden I. Nesil “sadakat”larının sorgulanmasını sevmiyor,
  • Herkes gibi rahat bir çalışma ortamı istiyor ama olmadığında hemen istifa etmiyor,
  • Teknolojiye çabuk adapte olabiliyorlar ama onlarda X Kuşağı gibi teknolojinin hızına hayret ediyorlar,
  • Duyarsız değiller; üzerinde yaşadıkları dünyaya, ait oldukları topluma, çalıştıkları iş yerine karşı.

Y Kuşağını anlamaya çalışmadan önce hangi yılda doğduğuna dikkat etmekte yarar var çünkü 1999 yılında doğan ile 1980 yılında doğan kuşak temsilcileri arasında ciddi bir fark var.

XYZ – 101

Uzun süredir bilenen bir kavram XYZ kuşakları son yıllarda oldukça popüler hale geldi. Popülerliğinin hakkını veren bu kavram iş hayatında yaşanan bazı problemlerin önlenmesinde etkin bir şekilde kullanılıyor. Ortaya çıkabilecek bazı problemlerin önlenebilmesi için bu kuşakların tanınması gerekmektedir.

Sessiz Kuşak (1925-1945): II. Dünya Savaşı’nı ve 1929 Büyük Buhran gibi önemli tarihi olaylara şahit olmuş kuşaktır.

BB Kuşağı (1946-1960): Savaş sonrası doğan bir nesildir. Çoğu zorluğu bizzat yaşayarak öğrenmişlerdir. “Bizim zamanımızda …..” söyleminin ilk temsilcileridir. Genellikle iş hayatında üst düzey yönetici olarak karşınıza çıkarlar. Sohbet imkanı bulduğunuzda kesinlikle kaçırmayın söylediği bir cümlede yılların tecrübesi olduğunu hemen hissettirir.

X Kuşağı (1961-1980): BB Kuşağının çocuklarından oluşur. Ailelerinin yaşadığı zorlukları görerek büyüdüler. Bu yüzden bir iş sahibi olmak ve o işten emekli olabilmek önemli bir olgu. Teknoloji sonradan hayatlarına dahil olduğundan dolayı bu kuşağım bazı temsilcileri uyum sorunu yaşamıştır. Ama unutmamak lazım ki günümüzün en önemli teknolojik gelişmelerine imza atanların önemli bir kısmı bu kuşaktan çıkmıştır.

Y Kuşağı (1981-1999): BB ve X kuşağının yarattığı imkanlar içerisinde büyümüşlerdir. Bu yüzden BB ve X kuşağı temsilcilerine oran ile daha rahat bir hayat şartlarına sahip olmuşlardır. Teknoloji ile erkenden tanışmış olduklarından dolayı her türlü teknolojiye çabuk uyum sağlamaktadırlar. İş hayatına adım atar atmaz yükselmek isteyen bir yapıya sahiptirler. Bu yüzden de aidiyet duygusu önceki nesillere göre yapaydır.

Z Kuşağı (2000-2020) : İş hayatından en uzak nesil olmasına rağmen hazırlıklar şimdiden yapılmıştır. Ebeveynler sahip oldukları bütün imkanlarını Z kuşağının en şekilde yetişmesi için seferber etmiştir. Teknolojinin içinde doğmalarından ve yapılan yatırımlardan ötürü gelecek için çığır açacak çalışmalar yapmaları öngörülmektedir.

Genel olarak kuşaklar ile ilgili şu bilgiyi verebiliriz.

  • Kuşak ayrımı yaklaşık olarak 20 yıllık periyotlar halinde gerçekleşiyor.
  • Kuşak ayrımı sırasında belirtilen yılların başlangıç tarihleri kaynaklara göre farklılık göstermektedir.
  • Kuşak kavramı her ne kadar XYZ ile popüler hale gelmiş olsa dahi Baby Boomber’ları ve The Silent Generation’u (Sessiz Kuşak) unutmamak lazım.
  • Her kuşak bir sonraki kuşağı yetiştiriyor.
  • 2020 sonrası ortaya çıkacak kuşağı şimdilik ismi belli değil.

One more cup of coffee

Başlığı görünce kesinlikle aklınıza güzel bir şarkı eşliğinde kahvenizi yudumlamak gelmiş olabilir. Fakat önce yazıyı okumanızı sonra dilinizde güzel bir melodi ile kahvenizi hazırlamanızı tavsiye ederim.

Biz İnsan Kaynakları Profesyonelleri genelde karakter itibari ile iletişime açık, konuşmayı seven, dinlemeyi bilen ve bağlantılarını uzun süre sağlıklı bir şekilde koruyabilen insanlarız. Ne yazik ki bazen tecrübe eksikliğinden bazen de iş yoğunluğu gibi sebeplerden dinlemeyi unutuyoruz. Kast ettiğim dinleme “diğer sandalyede oturanı dinlemek” değil, bütün organizasyonun söylediklerine kulaklarımızı, gösterdiklerine gözlerimizi kapatıp dinlememek. Vakti zamanında geceyi gündüze katarak ruh kattığınız organizasyon sadece dişlilerden oluşan bir makine haline gelmiştir. Eğer bu organizasyona ruh katan başkası ve siz onu devr almışsanız bunun vicdan muhasebesi de size kalıyor.

Çözüm basit, dinle! İster tek başınıza isterseniz ekip olarak dinlemek zorundasınız!

Çünkü o kafalarımızı gömdüğümüz projeler, süreçler, raporlar insan olmazsa bir işe yaramaz.  Elbetteki her ofisteki masalar boş durmayacak ya da makineler operatörsüz kalmayacak. Ama dinlenilmediğini hisseden çalışan ilk fırsatta elinde istifa dilekçesi ile karşınızda belirecek. Siz de diğer sandalyede oturanı dinleyeceksiniz.

Bu yüzden bir fincan kahve alın isteğe göre çay, süt, bitki veya meyve çayı. Hatta çayınızı kahvenizi kendiniz hazırlayarak oradaki insanlarla konuşmaya başlayın ilk. İsterseniz koridorda ayak üstü, isterseniz bir dolaba dayanmış ya da bir sandalyeye oturup insan ayırt etmeksizin ofis ofis gezerek, üretim hatlarında dolanarak insanları dinleyin. İyi bir dinleyici olmanın faydalarını mutlaka göreceksiniz ki bunlardan bazıları;

– İnsanlarla samimiyetiniz artar ve size güvenmeye başlarlar. Organizasyon içerisinde görmüş oldukları problemleri ve önerileri en kısa sürede size iletebileceklerini bilirler. Dinlemek Periyodik Memnuniyet Anket’i öncesi bazı iyileştirmeler yapmanız ve aksiyonlar alabilmenizi sağlar.

– Gerçekleştirmiş olduğunuz projelerin organizasyon içerisindeki etkisini en kısa sürede öğrenirsiniz. Üzerinde çalıştığınız dönemde projeniz size kusursuz gelmiş olabilir, pilot uygulama değerleri muhteşem olabilir fakat organizasyona uygulandığında aynı tepkileri alabilecek misiniz? Bu tepkileri de en iyi dinleyerek elde edersiniz.

– Sektörel tecrübeniz artar. Çalıştığınız sektörün uzmanlarını iyi dinlerseniz yıllar içerisinde görerek, araştırarak elde edeceğiniz bilgiyi daha kısa sürede elde edebilirsiniz. Tabii ki bu çalıştığınız sektörle ilgili haberleri okumayın, dergilere göz atmayın demek değildir. Kesinlikle çalıştığınız sektörü takip etmek ve bilmek gereklidir.

– Hayat dersleri çıkarırsınız. Özellikle çalıştığınız organizasyonunuzda Baby Boom’lar var ise mutlaka onlarla iletişim kurun ve anlattıklarını dinleyin. Bulundukları konum itibari ile BB’lere ulaşmak biraz zor olabilir ama anlattıkları bir hikayeye bile diğer. BB’lerden bahsetmişken X’leri de unutmamak lazım. Onların da ciddi tecrübeleri bulunmaktadır ve BB’lere göre daha kolay ulaşılabilirler bir konumdadırlar.

Artık güzel bir kahve zamanı.

Melodi tabii ki Bob Dylan’dan 😉