Her Mülakat Bir Tecrübedir

Blogları, kariyer dergilerini, gazetelerin İK eklerini okuyup notlar alıp hatta kendi kendinize sorular sormuş olabilirsiniz fakat mülakatlar asla okunduğu gibi olmuyor. Bu yüzden karşınıza çıkan mülakat fırsatlarını asla kaçırmayın.

Ülkemizdeki ekonomik şartları göz önüne alırsak yeni mezunların firma, sektör ve çalışma alanlarını seçmeleri lüks. Bu yüzden hedefleriniz dışında karşınıza çıkan mülakat fırsatları aslında sizi hedeflerinize bir adım daha yaklaştırabilir. İlk başlarda aldığınız notları uygulayamasanız dahi tecrübeniz arttıkça mülakat öncesi nasıl hazırlık yapılması ve sorulara nasıl cevap vermeniz gerektiğini deneyimleyerek öğreneceksiniz. “Tamam her şeyi öğrendim” dediğiniz anda ise kişilik envanterleri, şirkete/pozisyona özel olarak hazırlanmış sayısal/sözel sınavlarla bir odada baş başa bulacaksınız kendinizi. Kabusunuz kutucukları unutmayalım, lütfen daire dışına taşırmadan işaretleyin(!). Notlardaki tüyolar uygulandı, kutucuklar itina ile doldurulduktan sonra “bu sefer oldu” dediğiniz anda ise “let’s continue in english” 🙂

interview-checklist-large

Sonunda hedeflediğiniz pozisyonda çalışmaya başladığınız ve tecrübeniz arttığı için daha sık bir şekilde şirketlerin radarına girmeye başlıyorsunuz. İş sahibi olmanın verdiği güvenle de artık daha seçici davranıyorsunuz. Sonuçta her davete icabet edilmez. Sonunda gelecek planlarınız ile uyumlu bir davet aldığınızda yine masanın bir ucunda iş alım/ik uzmanı ile göz teması ile halinde dersinize çalışmış bir şekilde ilk sorunun gelmesini bekliyorsunuz. Klasikler, mesleki sorular, yeni stil birkaç yaratıcı sorudan sonra mülakat sizin için muhteşem olarak sonuçlanıyor. Ama içten içe soruyorsunuz “Bu kadar kolay mıydı?”. Soruları-cevapları analiz ettiğinizde fark ediyorsunuz ki çalıştığınız şirketteki ünvanınızın verdiği güç, yersiz öz güven ve ukalalığınız ile neredeyse bütün sorulara yanlış cevap vermişsiniz. Haydi, dön en başa!

Çaylaklık dönemini de atlattınız artık gerçekten bu işi biliyorsunuz. Hatta departman görüşmelerini bile yapar hale geldiniz. Uzun yıllar aynı firmada istikrarlı bir şekilde çalıştıktan sonra üst düzey bir pozisyon için danışmanlık firmasından görüşme daveti aldınız. Harika! Peki hiç danışmanlık firması ile görüştünüz mü? Hayır!

job_interview

Ayrıca İK’cılar için mülakatlar benchmarking ve networking fırsatıdır. Firmaların işe alım süreçlerini en iyi ya o firmada çalışarak öğrenirsiniz ya da aday olarak. İşe alım sürecini analiz ederek bile firmanın sahip olduğu İK profilini çıkarabilirsiniz. İşin bir de networking kısmı var ki ateşten gömlek. “Benimle şu pozisyon için görüşmüştünüz ama teklifte bulunmamıştınız” demeden kendinizi hatırlatmak için belli bir networking tecrübenizin olması lazım 😉

Sonuç olarak her mülakatı potansiyel iş olarak gördüğünüz gibi ders olduğunu da unutmayın;)

 

Network mü?

Öncelikle networking yani sosyal çevre oluşturmanın asla “hamili kart” mantığı ile yaklaşılacak bir olgu olmadığını belirtmekte yarar var. Çünkü “hamili kart” gücünü kaybettiğinde siz de bulunduğunuz yeri, etkinliğinizi kaybedersiniz.

Peki nedir networking? Kişiler arasında kurulan ilişkiler bütünüdür. Bu ilişkiler bütünü ağırlıklı olarak bilgi/bağlantılara dayalı olarak oluşur.  Networking’de özellikle üzerinde durulması gereken nokta bir alış-veriş olmasıdır. Yani networking asla tek taraflı değildir. Aldığınız kadar da vermelisiniz hatta aldığınızdan daha fazlasını vererek network’unuz için değerli bir hale gelmelisiniz.

imagesNetwork oluştururken göz önünde bulundurabileceğiniz nacizane tavsiyelerim:

  • Network oluşturmak zaman alır, sabırlı olun.
  • Üniversitede sahip olduğunuz arkadaşlarınız network’unuzun temelini oluşturabilir. Mezuniyet sonrası iletişimi koparmamanız her zaman sizin artıdır.
  • İyi bir network oluşturmak için network’u geniş insanları network’unüze katın.
  • Network oluşturmak için derneklere, topluluklara vb. üye ol, hobi edin, toplantılara ve etkinliklere katıl; aktif bir üye ol.
  • Sabit bir e-posta adresiniz ve telefon numaranız olsun. E-posta adresiniz mutlaka ad-soyad şeklinde olmalı 😉
  • Çalıştığınız şirkete ait e-posta ve telefon numaranızın yanı sıra şahsi e-posta ve telefon numarasınızı network’ünüz ile paylaşın. Çünkü o işten ayrıldığınız zaman kaybınız gerçekten tahminlerinizin ötesinde olabilir.
  • Yanınızda her daim kartvizitiniz olsun. Bahsettiğim kartvizit iş için kullandığınız iş bilgilerinizi yer aldığı kartvizit değil, her zaman kullandığınız e-posta ve telefon bilgilerinin olduğu bir kartvizit. Eğer öğrenci iseniz kartvizitinize yazılacak ünvan için kara kara düşünmeyin “Profesyonel Öğrenci” yazın. Sonuçta 5 yaşından beri bu meslektesiniz 😉
  • İyi bir dinleyici olun. Özellikle karşınızda ciddi bir tecrübeye sahip bir grup var ise iyi bir dinleyici olun ve o anda öğrendiklerinizi analiz edin.
  • İyi bir dinleyici olmanız gerektiği gibi iyi bir konuşmacı da olmanız gerekli. Konuşulan konu ile ilgili elinizde ilgili çekici bir örnek ve/veya komik bir hikaye varsa hemen paylaşın.
  • Güncel konular hakkında bilgi sahibi olun.  Sohbetlere ortak olabilmek için ortamda konuşulan konular hakkında bilgi sahibi olmak gereklidir.
  • Kalabalık network toplantıları genelde uzun masalarda ya da bistrolarda gerçekleşir. Bu toplantılarda herkes ile iletişim kurabilmek için belli kişilere/gruplara bağlı kalmayın yer değiştirerek ortam bulunan diğer insanlarda da tanışın.
  • Network’ünüzü belli meslek gruplarına odaklanarak oluşturmayın. Farklı alanlardan insanlarla tanışarak yeni bakış açıları kazanın.
  • Network’ünüze asla çıkarcı bir şekilde yaklaşmayın. Ama unutmayın ki ihtiyacınız olduğunda network’ünüz yanınızda olacaktır.

Networking-for-latino-mbas-LAM-Social-Club1

Elektronik Dövmeler

Facebook, Twitter, LinkedIn, Foursquare, Tumblr, Pinterest gibi bir sürü sosyal ağ hayatımıza adapte oldu. Hatta derimizin içine işlendi aynı birer dövme gibi ve bizi birbirimize bağladı.

Herkesin hayatının göz önünde olduğu ve iç içe geçtiği bu dünyada hayatımız nasıl olacak? Juan Enriquez bize sorunun cevabını; Big Data, Dövme, Ölümsüzlük ve Yunan Mitolojisi ile veriyor.

pink66

Modern Zamanlarda Zamansızlık

2000’li yılların başındaki en popüler konulardan biriydi “Zaman Yönetimi”. Çoğu çalışan, öğrenci ve şirket bu eğitimden aldık ve almaya devam ediyoruz. Sanki zamanı kontrol edebilecekmişsiz gibi. Açıkçası bunca zaman sonra o eğitimden aklımda kalanlar “her sabah hesabınıza 86.400 tl yatıran bir banka düşünün…” cümlesi ile başlayan hikaye ve  Salvador Dali‘nin Belliğin Azmi isimli tablosudur.

salvadordali

Geçenlerde elime geçen “Zaman….” başlıklı yazıyı okuyunca o kadar geçen zamana (!) rağmen zaman yönetimi eğitimlerinin hiçbir şekilde revize edilmediği izlenimi oluştu. Bunun üzerine eğitim firmalarının içeriklerine göz attığımda da tahmin ettiğim gibi zaman yönetimi eğitimleri yerinde sayıyordu.

Halbuki geçen bu kısa süre içerisinde teknoloji epey hızlı bir şekilde ilerlemişti; akıllı telefonlar daha da akıllandı; fiber optik bağlantı; bulut teknolojisi vs. Bu gelişmeler ile aslında zamanı daha etkin kullanabilirdik. Fakat zaman yönetimi eğitimleri dediğim gibi zamanın biraz gerisinde kalmışlardı gelişen teknolojiye önem vermediklerinden dolayı.

Bunun yanı sıra iş hayatı hem yerel bazda hem de küresel bazda daha çok daha agrasif çalışanlara ihtiyaç duyar hale geldi. Aynı anda birden fazla işe odaklanabilen ve bu işleri minimum hata (yani sıfır hata) ile yerine getirebilen çalışanlara yani zamandan bir adım önde olabilenlere ihtiyaç duyar hale geldi.

Aynı iş hayatı gibi birazcık agrasif olan naçizane zaman yönetimi tüyolarım:

  • Trafikte harcadığınız vakti iyi değerlendirebilmek için toplu taşıma/servis kullanın.
  • Eğer kendi aracınız ile işe gitmeniz gerekiyorsa bir yabancı dil eğitim cd’si alın ve yol boyunca dinleyin. İstanbul trafiğinde 1 aya kalmaz “derdinizi anlatacak” kadar yeni bir dil öğrenmiş olursunuz 🙂
  • Ulaşım için toplu taşıma/servis kullanıyorsanız yapabileceğiniz bir sürü aktivite var; yeni bir dil öğrenme, dizi/film izleme, oyun oynama, kitap/gazete okuma gibi. En çok tercih edileni ise uyuma.
  • Düzenli olmayın, dağınıkların aradıkları şeyleri bulmak için oluşturmuş oldukları sistematik kodları vardır. Sizde kendi kodunuzu oluşturun ve aradığınızı bulun. Günün ortasına gelmeden dağılacak bir masa için her sabah uğraşmayın.
  • Hiçbir zaman uyamayacağınız günlük planlar yapmayın. Haftalık/aylık planlar belli bir ölçüde uygulanabiliyor ama kabul etmek gerek ki günlük iş akışı asla planladığımız gibi gitmiyor. Eğer proje bazlı çalışıyorsanız zaten master plan sizin yerinize yapılmıştır, siz sadece ona uymaya çalışın yeterli.
  • Teslim tarihi belirsiz bir işi/projeyi kabul etmeyin. Teslim tarihi ucu açık bırakılmışsa teslim tarihini siz belirleyin ve karşı tarafa bildirin.
  • Teslim tarihini belirlerken her zaman “+ süre” ile hesaplama yapın. Erken teslim ettiğinizde diğer işlerinizi bitirebilirsiniz ama geç teslim ettiğinizde bitmemiş işleriniz daha da bitmez hale gelir.
  • Etrafınızdaki çalışanların zamanı nasıl kullandıklarını analiz edin, onların hataları sizin işinizi ve iş yükünüzü etkileyebilir. Bu yüzden gerekli önlemleri önceden alın.
  • Ertelemeyin, bahane aramayın sadece yapın.
  • Yetkinizi devretmekten çekinmeyin ve beraber çalıştığınız insanlara güvenin ve bazı işlerin daha çabuk sonuca ulaşması için onlara gerekli yetkiyi verin.
  • Sonu gelmez toplantılarda haberlere göz atmak, ajandanızı karalamak yerine taslaklardaki maillerinizi tamamlayın veya yarım kalmış minor öneme sahip işlerinizi bitirin.
  • Sonu gelmez toplantılardan yeri geldiğinde “müsade” isteyip çıkın. Büyük ihtimalle toplantı sizin odayı terk etmenizden ya 5 dk. sonra bitecek ya da futbol, f1, kek, börek, dedikoduya bağlanıp bir kısır döngüye girecek.
  • İş arkadaşları ile sosyalleşmek kesinlikle gerekli ama herkesle değil. Hele ki Y Kuşağı temsilcisi iseniz bir kaç sene içinde o şirketten ayrılabilirsiniz. Bu yüzden network’ünüze ve hayatınıza katkı sağlayabilecek iş arkadaşları ile sosyalleşin.
  • Yeri geldiğinde “hayır” demeyi bilin.
  • Teknolojik her şey hayatımıza zaman kazandırdığı gibi zamanda kaybettiriyor! Teknolojiyi kullanırken ne için kullandığınızı unutmayın. İş hayatınızı kolaylaştıracak uygulamalar varken akıllı telefonunuzu lunaparka çevirmenin alemi yok.

Söylemek kolay ama yapmak zordur. Yukarıdaki maddelerin önemli bir kısmını uyguladığımı içtenlikle söyleyebilirim. Benim en çok zorlandığım nokta ise kolay kolay “hayır diyememem”. Eskisine oranla daha çok hayır diyorum ama yeri geldiğinde yardım meleği gibi herkese yardım etmekten kendi işlerimi ertelediğim dahi oluyor.

Uygulaması en eğlenceli madde ise “sonu gelmez toplantılar” ile ilgili olan. İlk başlarda insanlar yaptığınız davranışı küstahça bulsa dahi ilerleyen toplantılarda “müsade” istemeniz için gözünüzün içine bakıyorlar. Çünkü zamanımız gerçekten kıymetli. Zamanı istediğimiz gibi yönetemesek de en azından başkalarının bizim zamanımızı kontrol etmesini önleyebiliriz.

3-Secrets-to-Cut-Your-Meeting-Time-in-Half-Photo-583x388

Özel Hayat ve Sosyal Medya Dengesi

Yaklaşık bundan 10 sene önce karşılaştırma yapmak için abimin ve kendi ismimi Google’da aratırdım. Çünkü o zaman “googlelamak” diye bir şey yoktu. Fakat şu anda İngilizce’de “google” diye bir fiil, “google it” diye bir kalıp hatta “google smart” diye deyim var. Arama sonuçlarına gelirsek abimin ismi okulu, projeleri ve işi ilgili sayfalarda geçerken benim için sonuç “0” (yazı ile sıfır) 🙂 Elbetteki ismim bir yerlerde geçiyordu ama sonuçlardaki kişi ben değildim.

Dün aklıma geldi ve abimin ve benim ismimi googleladım (!). İlk sayfada abim ile ilgili bağlantı sayısı 6 iken benimle ilgili bağlantı sayısı 9. On yıl sonra abimi geçmiştim 🙂 Bunun iki sebebi var. Birincisi, eskiden nickname kullanırdık. Açtığımız hiçbir hesap kendi adımız ile olmazdı. Benim o dönemde açmış olduğum çoğu hesabımdaki nickname’im bir FRP karakterinin ismiydi. İkincisi ise kesinlikle sosyal medyanın yaygınlığı.

Bugün artık etrafımızdaki herkesin bir Facebook, Twitter, Linkedin vb. hesabı var. Hepsi kendi adımıza açılmış ve birbiri ile bağlantılı bir halde. Çünkü networking çok önemli bir hale geldi. Eskiden de iş hayatında kimi tanıdığınız  önemliydi ve hala da öyle fakat gelişen teknoloji ve globalleşen dünya ile sınırlar kalktı. Bu durum iş hayatını derinden etkiledi ve tecrübeliler tecrübesizlere yeni öğütler vermeye başladı. “Öğrenci olabilirsin ama network’ün sayesinde iş hayatı hakkında bilgin olabilir”, “Network’unü geniş tut, lazım olur”, “Aman sitede ne yazdığına dikkat et network’ünden birisi görür, ileride sorun çıkmasın” , “Network ile hobilerini geliştirebilirsin” .

Buraya kadar her şey güzel fakat sorun bundan sonra çıkıyor. Ünlü olsun olmasın herkes bütün sosyal medya hesaplarını birbirine bağlıyor ya da web sitesine entegre ediyor. Hesaplarınızın birinde yaptığınız hareket herkes tarafından görülebiliyor. Foursquare ile yemeğini beğenmediğiniz bir cafe hakkında yorum yapabilirsiniz, bir belediye otobüsünün kazasını fotoğraf ile Twitter’da takipçilerinize duyurabilirsiniz, Facebook’ta bir rock grubunun fan sayfasını beğenebilirsiniz, çocuğunuzun doğum günü  partisini Instagram’da paylaşabilirsiniz…. Örnekleri istediğiniz kadar uzatabilir ve kişiselleştirebilirsiniz.

Peki bunları herkesin bilmesine, görmesine gerek var mı? Özel hayatımızı herkesle paylaşmalı mıyız? Kendimize ve dostlarımıza özel bir şey kalmamalı mı? Peki biz hiç mi üzülmeyeceğiz hiç mi küfretmeyeceğiz bu sosyal medyada? Profilimizi gizlersek network’umuz ne kadar zarar görecek? O kadar geniş bir network’ümüz oluştu ki yazacağımız en basit şey bile illa ki birilerini görüşüne ters düşmeyecek mi? Bu soruları da istediğiniz kadar uzatabilir ve kişiselleştirebilirsiniz.

Digital-FootprintBu soruların cevapları kişiden kişiye değişmektedir. Aslında cevapta zaten “kişi”de gizlidir.  Yani özel hayat ve sosyal medya arasında bir çizgi var. Bu çizginin neresinde durmak istediğine “kişi” kendi karar verecektir. Durduğu yere göre olumlu ve olumsuz sonuçlarla karşılaşacak ve buna göre yerini revize edecektir.  Diğer bir seçenek olarak da kişi sosyal medyadan tamamen çekilecektir. Hatta bu hizmeti veren yani sosyal medya ağlarındaki hesaplarınızı silen Suicidemachine gibi siteler bulunmaktadır.

Ne yaparsak yapalım artık dijital ayakizimiz (digital footprint) 10101 dünyasındaki yerini aldı. Bizim yapmamız gereken sadece doğru adımları doğru zamanda atmak.