Kimdi Giden Kimdi Kalan

Çoğu okuyucunun  bildiği “Çalışanlar, şirketlerini değil yöneticilerini terk eder” şeklinde bir deyiş vardır. Genelde bu deyişi kendimiz ile özdeşleştirir ve istifa ederek ayrıldığımız şirketleri düşünür ve suçu o dönem ki yöneticimizde arar ve genelde de buluruz.

Şimdi bu deyişi birkaç pozisyon yukarısı için değerlendirelim. Organizasyon yapınızda bulunduğunuz yere göre ayrılan kişi sizin müdürünüz, koordinatörünüz, direktörünüz hatta genel müdürünüz bile olabilir. Bu pozisyondaki kişinin emekliliği gelmiş olabilir, iyi bir teklifi değerlendirmiştir veya  o da sizin yaptığınız gibi sadece istifa etmiştir.

Eğer yöneticiniz terk edilecek bir yönetici ise iş hayatınızdaki büyük ikilemden sizi kendisi kurtarmıştır. Mutlu ve mesut bir şekilde şirketinizde çalışmaya devam edebilirsiniz. Tabii ki unutmamak lazım gelen gideni aratır.

Asıl problem,  terk etmek istemediğiniz bir yöneticinin şirketten ayrılmasıdır. Bu durumda elinizden ne yazık ki bir şey gelmez. İş hayatının dinamikleri içerisinde normal karşılanan bu durum size duygusal gelse dahi yola devam etmek gerek.

Eğer ki böyle bir yönetici ile çalışıyorsanız onun günlük hayata ve iş hayatına dair tecrübelerinden faydalanmak için her türlü fırsatı yaratın.

Son söz, giden yönetici sizin şirkette kalmanız için tek sebep ise vakit şirketi terk etme vaktidir.

how-to-quit-your-job

Dikensiz Gül Bahçesi Olmaz…

Beraber çalışmaktan keyif aldığım yöneticimin yeni işbaşı yapan arkadaşlarımızla tanışma toplantısında kullandığı bir metafordur “dikensiz gül bahçesi olmaz”. İlk başlarda bende tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım o heyecan ile fakat ilerleyen dönemlerde karşılaştığım zorluklar bana hep bu metaforu hatırlattı.

Yeni bir şirkette işe başlayan herkes eskiden şikayet ettiği her şeyi geride bıraktığını düşünür. Bunlar, yönetici-mesai arkadaşları ile ilişkiler, ağır iş yükü, sistemsizliğin sistem haline gelmesi, kişisel gelişimin desteklenmemesi, kariyer imkanlarının kısıtlı olması, ücret yetersizliği, servisin güzergahı, yemeğin yağı vb. olarak uzar da gider. Ama siz bu problemlerden çok uzaktasınız.  Taa ki cicim ayları bitene kadar. Yeni şirketinizin dikenleri yavaş yavaş derinize değmeye başlar.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Her iş yerinde sizi rahatsız eden insanlar, alışık olmadığınız prosedürler, beğenmediğiniz uygulamalar olabilir.  Bunlardan kaçmanız biraz zor görünüyor. Bu sebeple elinize bir iki diken battı diye pes etmek olmaz ama kan gövdeyi götürüyorsa yanlış yerdesiniz demektir.

Parlak Adayınız Neden Soldu?

Almış olduğu eğitimve sahip olduğu tecrübeler ile aradığınız aday ile sonunda buldunuz ve işe alım sürecini tamamladınız. Adayınız artık mesai arkadaşlarınızdan biri oldu. Hem yöneticisi hem de aday ilk aylarda size olumlu geri bildirimlerde bulunurken bir süre sonra her iki tarafında memnuniyetsizliği gözle görünür bir hale geldi. Bu tür durumlarda genelde “Yanlış adayı işe aldınız” diye İK suçlanır.  İK’yı suçlamak gibi kısa vadeli çözümler yerine adayın neden istenilen performansı veremediğinin araştırmasıyla uzun vadeli çözümler için ilk adım atılabilir.

insan kaynakları yıldızları

  • Adayınız iyi bir yalancı olabilir. Bu durumda hem İK’yı hem de görüşmeye giren diğer yöneticileri kandırmış olabilir.
  • Oryantasyon sürecine gereken önem verilmemiş olabilir. Bu durumda çalışan bilgi eksikliğini deneme-yanılma yöntemi gidermeye çalışmış ve yaptığı hatalar onu yanlış aday ilan edilmesine sebep olmuş olabilir.
  • Çalışana ilanda ve mülakat sırasında iş ile ilgili verilen bilgiler gerçeği yansıtmayabilir.
  • Adaya niteliklerinin üzerinde veya altında görev verilmesi verimsizleşmesine sebep olabilir.
  • Adayın görevini yerine getirmesi için gerekli şartların sağlanamaması (teknik ekipman, bütçe, takım vb.).
  • Adayın önceki tecrübelerinde  gerekli durumlarda aldığı yönetici/yönetim desteğini bulamaması.

 

Pazartesi Candır!

Gerçekten pazartesi candır! Daha doğrusu pazartesinden nefret etmeniz için hiçbir sebep yok. Pazartesi sendromu mu? Boş verin onu bırakın pazartesi düşünsün siz keyifle işinize bakın 😉 

Çok zor geliyor di mi pazartesiye bu kadar pozitif bakabilmek? Asılda hepsi algı meselesi çünkü pazartesi bize hep mahallenin kötü çocuğu gibi anlatıldı. İşte bu yüzden anaokuluna giden çocuklar bile pazartesiden nefret ediyorlar. Halbuki hiç sevmemişler ki pazartesini ne diye nefret ediyorlar?

İşte size pazartesi sendromundan kurtulmak için reçete:

  • Cuma gününden itibaren güzel bir hafta sonu planı yapın. Güzel bir film, eski dostlar, tek başına yürüyüş, kitaplıkta tozlanan yeni bir kitap, muhteşem bir konser ya da ailecek gidilen bir spor müsabakası…. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus hafta sonu için yaptığınız planlar asla rutin haline gelmemeli. Her pazar ailecek yapılan kahvaltılar bir yerden sonra insanı boğabilir.
  • “Offf yarın pazartesi”, “Pazartesi pazartesi çalışılır mı?” “Bizde hep pazartesiler yoğun olur” gibi cümle telaffuz edenlerden uzak durun
  • Hangi gün olursa olsun enerjinizi emen  insanlardan özellikle pazartesi günleri kaçının.
  • Her şeye ve herkese karşı pozitif olun. Pazartesileri sorulan “Nasılsın?” gibi basit bir soruya bile “Harika, Muhteşem!”  diye cevap verin.
  • Sizi mutlu eden şarkılar dinleyin.
  • Pazartesinin üzerinize kabus gibi çöktüğünü düşündüğünüz an sevdiğiniz birisini arayın ve hafta sonu için erkenden plan yapın.
  • Pazartesiyi seven insanları yakınınızda tutun.

1 ay boyunca yukarıdaki reçeteyi eksiksiz uygulamanıza rağmen hala sendromdan kurtulamıyorsanız işinizle, mesai arkadaşlarınızla ya da çalıştığınız şirketle ile ilgili problemleriniz olabilir. Belki de sizin yalnızca kendinizle probleminiz vardır ama unutmayın ki güzel bir haftaya başlamak için pazartesiden daha iyisi olamazdı;)

pazartesi sendromu

May the Force be Wıth You

Star Wars fanatiklerinin her daim kullandıkları bir temennidir “güç seninle olsun”. Barış yanlısı Jedi’lar tarafından “güç seninle olsun” temennisinin karşısında ise “güç sana hizmet etsin” anlayışı ile Sith’ler bulunmaktadır.

Her iki mottonun ortak noktasına baktığımız da karşımıza iş hayatında olduğu gibi “güç” çıkıyor. Kim ne kadar itiraz ederse etsin bir şekilde hepimiz şekilde “gücü”, elde etmek için çabalıyor ve elde ettiğimiz zamanda onu kullanıyoruz.

Güç kavramı iş hayatında karşımıza genellikle hiyerarşi, kıdem ve bilgi kavramları ile beraber çıkıyor.

darth-vader-at-the-office

Sith Bakış Açısı ile Hiyerarşi: Hiyerarşik düzende bulunulan yere nasıl gelindiği başka bir yazının konusu olmakla birlikte bulunulan pozisyon ile güç arasında doğru orantı bulunmaktadır. Hiyerarşideki yeriniz yükseldikçe sahip olunan güç artar. İşte bu yüzden bazı insanlar iş hayatında sadece basamak tırmanmaya odaklanmış bir şekilde arkasına dahi bakmadan hep daha fazla “güç” elde edebilecekleri pozisyonların peşindedir. Bu gücün etkisi ise sadece aşağı doğru olduğundan bu “gücü” elinde bulunduran alt pozisyonlar türlü eziyetler çektirirken üst pozisyondaki birisine her daim biat eder.

Kıdem: Çalışanlar sahip oldukları tecrübeye bağlı olarak elde etmiş oldukları kıdem sayesinde iş hayatın belli bir güce sahiptirler. Organizasyon içerisinde hem yatay hem de dikey yönlü etkiye sahip olan kıdemli çalışan güçlü bir network‘e sahip ise  bu  durum organizasyon içerisindeki gücünün artmasını sağlar.

Jedi Bakış Açısı ile Bilgi: Bilgi eşittir güç! Organizasyon içerisinde bilgi ile elde edilmiş güç sayesinde organizasyonun her noktasına rahatlıkla nüfuz edebilirsiniz. Sahip olduğunuz bilgi karşısında dirençle karşılaşsanız sahip olduğunuz bilginin güvenirliliği ile bu direnç kısa süre içerisinde kırılabilir. 

Güç parantezinde bu üç kavramı ele alırsak karşımıza çıkan soru “Çalışan Jedi olup barış için mi savaşacak, Dark Side’a geçip Sith mi olacak?” Çalışan bu soruya verdiği cevaba bağlı olarak ya şirketin faydasını gözetecek ya da kendi çıkarını…

Aslında önemli olan gücü nasıl elde ettiğimiz değil, onu nasıl kullandığımız!

keep-calm-and-jedi-you-will-be-2

Küçük Darth Vader’ı da unutmamak lazım 🙂

Başarısız(!) Çalışandan Nasıl Kurtulabilirsiniz?

Sonunda hayallerini kurduğunuz pozisyona kavuştunuz. Fakat yönetici koltuğunuzda sahip olduğunuz yan hakları düşünürken birden aklınıza ekibinizdeki başarısız(!) çalışanlar geldi. Hiç dert etmeyin 7 adımda bu başarısızlardan(!) kurtulmanıza yardımcı olacağım (istediğiniz adımdan başlayabilirsiniz).

  • Ona bol bol vaatlerde bulunun ve hiçbirini gerçekleştirmeyin,
  • Ona yetki devretmeyin, çok basit görevler verin,
  • Ona fotokopi çektirin hatta elinden bi’ çay için,
  • Onun hatalarını herkese anlatın, hata yapmasa bile başkalarının hatalarını en çok ona yakıştırın,
  • Ona evin elektrik, su, doğal gaz faturalarını ödetin (eskiden otomatik ödememi varmış, kuyrukta beklesin),
  • Onun başarılarından kendinize pay çıkarın hatta onun başarılarını üstlenin,
  • Ona küçük zamlar yapın.

Sakın “Ben o kadar yetiştirdim adam istifa etti, gitti” diye isyan etmeyi unutmayın!

DARKSIDE

Not: Yazı eleştirel bir bakış açısı ile yazılmış olup yazı içerisinde kinayeye yer verilmiştir. Bu not Ercan Bey’in yorumu üzerine yanlış anlaşılmaları önlemek maksadıyla eklenmiştir.

Bir İK’cı Gözüyle Girişimci Aday

“Bir İK’cı…” serisinin 3. yazısı girişimci adaylar üzerine….

Garajdan kurulan şirketlerin yükseliş hikayelerini masal yerine dinleyen bir nesilden olduğumdan dolayı geçmişinde girişimcilik tecrübesi olan adaylar hep ilgimi çekmiştir. Adaylar benim dikkatimi olumlu olarak çekse de süreç hep olumsuz olarak sonuçlanmıştır. Olumsuz sonuçlanmasının nedenleri ise adayın iş hayatındaki (girişimi) başarısızlığı ve talimatlara, kurallara uymama ihtimali(!).

Halbuki girişimcilerin özelliklerine bakacak olursak:

  • Girişimci, farklıdır. Girişimcinin temel özelliği farklılığında yatar.
  • Girişimci, risk alabilendir. Elini taşın altına koymaktan ziyade taşı kaldırmak için elinden geleni yapar.
  • Girişimci, araştırmacıdır.  Hedefine ulaşmak için daima okuyup araştırma yapması gerektiğinin bilincindedir.
  • Girişimci, bütünleştiricidir. Girişimi için gerekli olan iş gücünü etrafına çekme konusunda başarılıdır.
  • Girişimci, işine aşıktır. Bence iş hayatının en büyük problemi “işini sevmeyen çalışan”dır. Çünkü ona ne kadar para, yan hak, güzel çalışma ortamı vb. verseniz de asla “işini seven çalışan” ile aynı verimlilik düzeyinde çalışamaz. 
  • Girişimci, ebeveyndir. Kurduğu şirket girişimcinin çocuğu gibidir. Yeri geldiğinde sevgisiyle şımartır, yeri geldiğinde “sana değil çevreye güvenmiyorum” deyip dominantlaşır ama asla yarı yolda bırakmaz.
  • Girişimcinin hedefi vardır.  Ve o hedefe ulaşmak için her zaman en iyi yolu arar.
  • Girişimci esnektir. Değişen konjoktüre hızlı uyum sağlar.

female-entrepreneurPeki biz İK’cılar adaylarda liderlik, araştırmacı kişilik, farklı vizyon, iş aşkı, örgüte bağlılık, hedeflere ulaşma çabası, zor şartlara uyumluluk gibi özellikler ararken girişimci adayları reddetmek neden? İstihdam edilen girişimci adayın sağlayabileceği artıları hiç düşündünüz mü?

  • Aklınızın ucundan geçmeyecek projeleri pazartesi sabahı masanızda bulabilirsiniz.
  • Talep etmediğiniz fizibilite raporlarını tartışıyor olabilirsiniz.
  • İşi biraz öğrensin diye proje ekibine dahil ettiğiniz eski girişimciyi projenin katalizörü olarak görebilirsiniz.
  • Araştırmacı kişiliği sayesinde oluşturduğu projeksiyonlar ile fikirlerini alıyor olabilirsiniz.

Girişimci adayın iş hayatındaki başarısızlığı ve uyum sorunu yaşama ihtimalinin gerçekliği görmezden gelinemez ama hangi aday iş hayatında %100 başarılı ve uyumludur ki

———————————————————————————————————————-

Yazının esin kaynağı için tıklayınız.

“Bir İK’cı…..” serisindeki diğer yazılar:

Bir İK’cı Gözüyle CVBir İK’cıdan Mülakat Tüyoları