Blog Atölyesi

Blog atölyesi birkaç ay önce  Tamer Keçecioğlu‘nun önerisi ile ortaya çıktı. Tamer Bey ile beraber vakit kaybetmeden aksiyon alarak  geçtiğimiz hafta Ege Üniversitesi öğrencileri ile keyifli bir blog atölyesi gerçekleştirdik. Aşağıda atölyede öğrenci arkadaşlarım sohbet ederken kullanmış olduğum sunum yer almaktadır.

Davet için Tamer Bey’e, yardımlarından dolayı Hakan Bey’e ve fotoğraflar için Öykü’ye teşekkürler.

IMG-20160509-WA0024 (2)

Aydan’ın yazısı için: aydancag.com

 

 

Eşitlik Teorisi Katilleri

Eşitlik Teorisi, S. Adams tarafından geliştirilmiş olup iki değişkene dayanmaktadır: işletmeye verilenler ve işletmeden alınanlar. İşletmeye verilenler; tecrübe, eğitim, zaman, yetenek, ileri sürülen fikirler ve gösterilen çaba iken işletmeden alınanlar; ücret ve sosyal haklar, terfi, saygı görme, kişisel gelişimdir. Eşitlik kuramının en can alıcı noktası ise yapılan karşılaştırmadır. Kişi kendi katkıları/kazanımları ile başkasının katkıları/kazanımlarını karşılaştırır ve buradaki asıl amaç teoriye adını veren “eşitliği” sağlamaktır.

Fakat eşitliği sağlamada ne yazık ki pek başarılı değiliz. Çünkü her zaman haklı olmak gibi takıntısı olanlar teorinin kusurunu (bug’ını) göz ardı ediyor. Teorinin temelini verilenler ve alınanlardan ziyade kişinin kendisi, gözlemi ve algısı oluşturmaktadır. Kendini iyi tanımayan, gözlem yetisi güçlü olmayan ve buna bağlı olarak algısal hatalar yapabilme potansiyeli yüksek olan çalışanların yapmış olduğu karşılaştırmalar Adams’ın kemiklerini sızlatacak türden.

Özellikle zam dönemi sonrası ortaya çıkan amatör teorisyenlere bazı şeyleri bilale anlatır gibi tane tane sabırla anlatmak gerek.

Kovulmak

Kovulmak, 3 heceden oluşan bir kelime ama insanların ağzından asla çıkmaz. Kimse kovulduğunu kabul etmez. Sebebi ne olursa olsun sonuç ortada, kovuldunuz! O yüzden “kovulmanızı” süslü şekillerde anlatmaya çalışmayın, anlıyoruz çünkü o işin tetikçisi biziz.

Siz hikayelerinizi anlatırken biz perdenin arkasındakini öğrenmeye çalışırız genelde de öğreniriz. Eğer siz anlatmazsanız referans kontrolü sırasında ya da network’teki kuşlara sorarız “Nasıl bilirsiniz?” diye.

Haa bu arada çalıştığınız şirket sizin sevgiliniz değil o yüzden “karşılıklı anlaşarak” ayrılamazsınız. Hadi siz platonik aşıktınız terk edildiğiniz artıki kabul edin artık.

1630356

Vakti zamanında kovulan birisinin satırlarını okudunuz.

evden çalış(ma)!

Bi’ cumartesi günü ofise gitmem gerekiyordu. 2 saatlik iş için 1 saat direksiyon salla, manasız! “Ne gerek var, evden çalışırım rahat rahat”.

Saat 08:00           Günaydın günaydın günaydın!!!, baya geç kalktım aslında ama olsun bugün cumartesi biraz yatakta yuvarlanmaktan kime zarar gelebilir ki?

Saat 09:30           Yuvarlanırken whatsapp’ta haftasonu planlarımı yaptığıma göre kalkabilirim. Fırına gitmeden önce mi duşa gireyim, sonra mı? Amaannn  hafta sonundayım hem önce duşa girerim hem de sonra duşa girerim, vakit benim değil mi, bilmem kaç dakika yattı bankaya çatır çatır harcarım!

Saat 10:00           Güneş yavaş yavaş yükselip sıcaklığı tenimi yakarken aklıma geldi, benim alış verişe gitmem lazımdı. Kahvaltıyı dondurma ile geçiştirip kendimi bulduğum ilk markete attım.

Saat 11:30           Baya yorulmuştum, kendimi ödüllendirmem lazım. Şu diziye bi’ göz atayım güzel değilse kaptır çalışmaya başlarım (!)

Saat 12:30           Art arda 2 bölüm sonrası güzel bi’ playlist ve kahve eşliğinde çalışmaya başlamak lazım

Saat 12:45           Ooooo ben bu işi 2 saatten önce bitiririm. Bi’ bakalım facebook, twitter, instagram bensiz ne kadar dayanabilmiş?

Saat 13:00           Dur bir de şu grubu dinleyim çalışırken…..

Saat 13:10           Bu klip güzelmiş, ya ne zamandır klip izlemiyorum bir mola vereyim (!)

Saat 13:25           Siesta zamanı, 20 dakikacık uyusam kafam açılır, daha verimli olur.

Saat 14:00           Acaba dizide öbür bölümde ne oluyordu? Torrentte de bir iki film atayım sonra izlerim

Saat 14:25           Ekranı ikiye böleyim hem dizi izlerim hem çalışırım, o kadar İngilizce biliyoruz sonuçta her sahneyi görmem şart değil.

Saat 15:00           Hızlı bir şekilde şu işi bitireyim de cumartesi günü çalışan arkadaşlarımı ofislerinde ziyaret eder “home office çalıştım” diye şımarırım. Sonra soğuk bira içeriz.

Saat 15:25           Yuhhh! Whatsapp’ta 382 mesaj ne demek ? (ah şu şuursuz whatsapp grupları)

Saat 16:45           Uykusuz, Penguen okuyayım birazcık kafam dağılsın

Saat 17:15           Ben yemek yemedim galiba ? Hem bi şeyler atıştırayım hem de Star Wars Unleashed II oynayımm.

Saat 18:30           Yuhh!! Zaman su gibi akmış, Hemen duş alıp Alsancak’a geçmem lazım! İş? Salla!!

 

Hep muhteşem bir uygulama gibi anlatılan home office’in olumsuz sonuç veren bir demosunu okudunuz. Home Office çalışmanın madde madde sıralanmış avantajlarını internette rahatlıkla bulabilirsiniz. Ama en önemli dezavantajını kesinlikle göz ardı etmemek lazım “iş bitmiyor!”

İnsan Kaynakları ve Hukuk

Personelcilik kökenli olan ikcılar genelde yasal mevzuatların ezbere bilinmesinin zorunluluk olduğunu ve yeni nesil İK’cıların bu şekilde kendilerini yetiştirmesi gerektiğini düşünüyorlar. Halbuki İK evrim sürecini yaşarken hukuk ile arasında belli bir mesafe koymuş ve bu mesafeyi korumak konusunda da gayet kararlı görünüyor.

Şirketlerin hukuk bölümleri ve danışmanlık ücretleri ödedikleri avukatlarının bulunmasının bir sebebi de aslında budur. Yıllarını mevzuata harcamış(!) ikcılar alınmasınlar ama bu işin okulunu okumuş hukukçuların varlıklarını da inkar etmediklerini kendilerine hatırlatırım. Çünkü ne zaman mevzuat konusunda bir tartışma olsa son cümleler “bizim bir avukat arkadaş var, ona soralım”, “bizim hukukçu bilir” şeklinde oluyor.

Hele bir de “Yargıtay kararı” durumu var ki evlere şenlik. Tüm makale okunmadan Yargıtay kararı alınır ve içinde bulunulan durum analiz edilmeden yorumlanır sonra seyreyle cümbüşü. Yorum demişken bizim okulun meşhur hocalarından Arap Celal’in “Hukuk’un sizin yorumunuza ihtiyacı” yok cümlesi geldi aklıma :]

Sanılmasın ki mevzuat hakkında hiçbir bilgim yok ya da hukuk mezunu olarak hakkımın gasp edildiğini düşünüyorum. Aksine hukukçuların şirket çıkarlarını (abartı bir şekilde) gözeterek çalıştıklarından dolayı hukukçulara karşı belli bir ön yargım olduğunu belirtmem lazım. Sonuçta önce insan!