Yaş 1!

Bugün itibari ile turkerokay.com 1 yaşında!

Öncelikle bu blog yazma fikrinin ortaya çıkmasını sağlayan güzel insanlara (Banu Çakar, Cengiz Çatalkaya, İpek Aral Kişioğlu, Selin Yetimoğlu)* ve blog yazma fikrinin hayata geçmesinde beni teşvik eden ve destekleyen arkadaşlarıma (Başak Erdem, Çağlar Keskin, Çağrı Aksu)* teşekkürler.

544187_551284254911813_1512735262_n

En büyük teşekkürü ise blogdaki yazılarımı okuyup, beğenen, paylaşan ve yorumları ile içeriği zenginleştiren “değerli okuyucu” hak ediyor. Çünkü “değerli okuyucu” olmasa belirlemiş olduğum ziyaretçi, okunma, paylaşım sayıları gibi blog hedeflerime  ulaşamazdım.

*Sıralama alfabetik olarak yapılmıştır.

Benim Şirketim

21. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi’nde  bir oturumda klasiklerden Çalışan Bağlılığı’nı dinliyordum. Telefonum benden çok uzaklarda şarj olurken elimdeki kitapçığı kurcalayıp dinlemekle dinlememek arasında gidip geliyordum. Hatta bi’ ara gelmedim bile 🙂 Fakat İrem Gökçel Önal “Çalışan bağlılığı, kalptir” dediğinde oturuma olan ilgim arttı.

Oturum boyunca çalışan bağlılığı üzerine çeşitli örnekler verildi. Gerçekten çalışan bağlılığını sağlamaya ve korumaya yönelik güzel örnekler vardı. Hepsinin amacı “şirketin ritmi ile kalbin ritmi” arasında uyum sağlamaktı.

Peki neden şirket ile çalışan arasında ritim uyumsuzluğu vardı?

Literatüre baktığımız zaman bu ritim bozukluğunun sebebi çalışan bağlılığının düşük olması. 

Bence bunlardan önce en önemli sebep “benim şirketim” anlayışının batması geliyor. Etrafınızda iş hayatına yeni atılmış yeni mezun var ise onu dikkatlice izleyin. İşini nasıl canla başla yapıyor, her türlü iş için gönüllü oluyor, mesaiye kalınması gerektiğinde ise hiç mızmızlanmadan geç saatlere kadar çalışıyor sanki kendi şirketiymiş gibi. Sonrasında çalışanın bir şekilde “kalbi kırılıyor” ve “şirketi batıyor”. Çalışanın yaşamış olduğu bu kırgınlık iş hayatı boyunca da devam ediyor. Her yeni başladığı işte o heves yeniden canlanıyor ama her seferinde daha çabuk kırılıyor insan.

Bu durumda çalışan bağlılığını sağlamak için çeşitli uygulamalarla o kişinin kalbine ulaşmaya çalışıyoruz ama ne kadar başarılı olabiliyoruz? Pek de başarılı olduğumuz söylenemez. O yüzden iş hayatına yeni giren birisi gördüğünüz zaman “benim şirketim” dediği anlayışın batmaması için ona yardım edin 😉

I_love_my_company

 

 

 

X. Ege İnsan Yönetimi Zirvesi

Ege Bölgesi’nin İnsan Kaynakları ve İş Hayatı üzerine gerçekleştirilen en önemli organizasyonlarından biri olan 10. Ege İnsan Yönetimi Zirvesi bu sene 20-21 Eylül 2013 tarihlerinde Yaşar Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.

Bu sene “Gelecek YETENEKLERLE Gelecek” sloganı ile yola çıkan Peryön Ege birbirinden değerli konuşmacılar ile geçmişten geleceğe çok güzel zirve hazırlamış.

Özellikle yaz tatillerini İzmir’de geçirmiş olan arkadaşları yine bekleriz. İzmir eylülde de güzel 😉

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Detayları aşağıdaki linkte bulabilirsiniz;

http://www.egeinsanyonetimizirvesi.com/

İnsan Kaynakları Yönetimi İlkeleri

insan-kaynaklarıSon yıllarda şirketler insan kaynakları uygulamalarında ciddi bir modernizasyona gidiyor. İnsan faktörünün şirketler için önemini anlayanlar vakti zamanında ISO Belgesi vb. alabilmek için yapmış oldukları prosedürler, talimatlar ve uygulamaları İK uzmanları ve danışmanlarının gözetiminde çağa uygun hale getiriyorlar. Çağa uygun olanlar ise sosyal medya, işveren markası gibi alanlarda fark yaratıp insan kaynağından en verimli şekilde faydalanabilmek için yoğun bir mesai harcıyor.

Peki bu kadar uygulamayı nasıl yapıyorlar, tecrübe mi, eğitim mi, yaratıcılık mı? Hepsinden biraz var aslında ama en önemlisi İnsan Kaynakları Yönetimi İlkeleri’ne sadakat. Eskiler “Personel Yönetimi”, yeniler ise “İnsan Kaynakları Yönetimi” dersinin ilk saatlerinde öğrenmişlerdir bu ilkeleri. Vize ve final sınavlarının değişmez sorusu olan bu ilkeler zamanla unutulmuştur. Kime sorarsanız sorun ilkeleri ya eksik sayar ya da fazla ama uygulamaya gelince bu ilkelerden şaşmayanlar karşılaşabileceğiniz en iyi İK’cılardır.

Bende bu yüzden hatırlayabildiklerimi açıklayacağım size:

  • Eşitlik İlkesi; bütün çalışanlara ırk, dil ve din ayrımı yapmaksızın eşit olarak davranabilmek.
  • Açıklık İlkesi; çalışanları ilgilendiren olumlu-olumsuz her türlü konuda talep edilen bilgileri eksiksiz olarak zamanında verebilmek.
  • Güvenirlik İlkesi; çalışanların sahip olduğu sosyal haklarının yasal açıdan yerine getirilebilmesi yeri geldiğinde çalışanın sosyal haklarının savunulması.
  • Bilimsellik İlkesi; hayata geçirilen uygulamaların hepsinin bilimsel bir temelinin olması gereklidir. “Ben yaptım, oldu” uygulamalarının ömürleri genelde kısa olur.
  • Gizlilik İlkesi; çalışanların bilgilerinin (özlük, performans, kariyer vb.) diğer çalışanlar ile paylaşılmaması.

İK Departmanında çalışan arkadaşların bazıları sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi bölümlerinden mezun olduğundan dolayı yukarıda bahsettiğim dersi alamadıklarından dolayı ilkeleri ezberleyememişlerdir (!) ama bu işe gönül veren herkes İnsan Kaynakları Yönetimi İlkeleri’ni bir şekilde öğrenir. Öğrenip ve öğrenmeyeni işini yapış şeklinden çok rahat bir şekilde anlayabilirsiniz.

Şirketlerdeki İK Uygulamalarının Farklılıklarının Nedeni

14645767-business-word-cloud-for-business-concept-human-resourceİnsanımız çok sever eleştirmeyi, kulaktan dolma bilgilerle bilmeden olabildiğince sert, hem de kıyaslamalar yaparak.

“Bizim şirkette ya da arkadaşların şirkette……….” diye bir cümle geldiğinde sabırla beklerim yüzümdeki gülümseme ile. Çünkü soru bildiğim yerden geliyor 🙂

Peki sizde/bizde neden böyle değil?

Çünkü:

  • Yönetim sahip olduğu bakış açısı İK’nın alacağı aksiyonları etkiler.
  • Şirketlerin sahip olduğu ekonomik güç özellikle İK’nın gerçekleştirdiği uygulamaların çeşitliliğini etkiler.
  • İK’cının bilgi ve becerisi de önemlidir. Çünkü minimum maliyet çok etkin uygulamalar tasarlanabilir.
  • Ayrıca şirketlerin kendisine ait bir kültürü vardır. Hazırlanacak sistemin her adımı bu kültür ile uyumlu olmalıdır.
  • Devlet yasalar ile tabanı belirler, tavan şirketin insiyatifindedir.

Sonuncusu en önemlisi İK’da asla kopyala-yapıştır olmaz. Kopya yapsanız bile yapıştır asla olmaz, emanet durur. Bu yüzden sizdeki bize, bizdeki de size olmaz 😉