Şirket İçindeki Dinamitler

Bazı mesai arkadaşlarımız ne yazık ki şirketin içerisine yerleştirilmiş kararsız dinamitler gibidir. Yaptıkları/yapmadıkları şirkete her an zarar verebilecek bu kişilerin genel özellikleri:

  • Şikayet: Her şeyden şikayetler ederler. Maaşından, çalışma şartlarından, yemekten, servis şoföründen, kapıdaki güvenlik vsb. şikayet ederler.
  • Bahaneler: Sorumluluk almamak için ürettiği bahaneler için harcadığı enerjisini işi için harcasa daha faydalı olabilir ama ne gerek var(!)
  • Heyecan yoksunu: Hiçbir proje onu heyecanlandıramaz. Sadece iş diye yapar (yapmadı).
  • Asla yardım etmez: “Bu benim işim değil” diyerek size asla yardım etmez.
  • Dedikodu: Elinden çok çenesi çalışır. Havuzdaki suyu bile bulandırabilecek derecede yaratıcı olabilir.
  • Yalancı: Dedikoduyu doğrular ile yaratamaz bu yüzden muhteşem bir yalancıdır.
  • Ben bilirim: Her şeyi bilir ama teoride.
  • Bağımsızdır: Amerikan dedektifi gibi yalnız çalışmayı tercih ederler. Takımla beraber çalışması için ciddi bir efor harcamanız gerek.
  • Sorumsuzdurlar: Servisi kaçırır, işe geç kalır, toplantıyı kaçırır, projeyi yetiştiremez….
  • İnisiyatifsizlik: İnisiyatif almak mı?
  • Sualsiz: Soru sormak, sorgulamak asla akıllarına gelmez, araştırmacı ruhları eksiktir.
  • Dikkatsiz: Ciddi bir şekilde odaklanma sorunu yaşarlar. Konsantrasyonları hemen dağılır.

 Bu tür çalışanlar şirketler için her zaman ciddi tehlike teşkil ederler. Dinamit patlamadan “etkisiz hale getirilmesi” herkesin geleceği için en iyisidir.

TNT-Squad-main_1024x1024

Son İşiniz Yeni Kabusunuz

061811-job-posting-is-two-years-old-bad-sign-300x266Aslında her şey güzel başlamıştı. Lacileri çekip yeni işinize, ofisinize heyecanla gitmiştiniz. Yeni mesai arkadaşlarınız sizi sıcak çok karşılamıştı. “Hoş geldin paketi”ni sosyal medyada paylaşıp bütün tebriklere üşünmeden cevap yazmıştınız. Yalnız hiç beklemediğiniz bir şey oldu son işiniz yeni kabusunuz oldu.

Olamaz mı? Olabilir. Hatta Türkiye standartlarında tahmin edilenden hızlı bir şekilde gerçekleşir peri masalından uyanma durumu.

Bu kabus yukarıdaki gibi bir anda ortaya çıkmasa dahi yavaş yavaş kendini hissettirir. Kabusun geldiğini hissettiğiniz an fevri kararlar vermemek için biraz daha zamanın geçmesini ve şartların olgunlaşmasını beklemekte fayda var. Zaman her şeyin ilacı(!) olmasına rağmen sizin derdinize derman olmuyorsa kendinizi bu kabusa hazırlamanızda fayda var.

Süreci gözden geçirin: Bu duruma nasıl geldiğinizi iyi bir şekilde analiz etmenizde fayda var. Çünkü süreç boyunca gözden kaçan detaylar belki de bu kabusun habercileriydi. Ülkemizde genelde mülakatlarda anlatılan iş tanımlarında beklenen ile gerçekleşen arasında büyük farklar bulunmaktadır. Bu sebeple size anlatılan görev tanımını iyi bir şekilde dinlemeniz ve tutarsızlıklar hakkında sorular sormanızda fayda var. Köprüden önce son çıkışı kaçırdıysanız eğer en azından imzaladığız evrakları tekrar okuyun.

Yöneticiniz ile görüşün: Fırtınadan çıkmak için en iyi yöntem yönetici desteğidir. Yalnız yöneticiniz ile yapacağınız görüşme iki ucu keskin bıçaktır. Yanlış kullanacağınız bir kelime ile size kapının yeri gösterilebilir. Bu sebeple kabusu kontrol altına almak için yapıcı önerilerde bulunarak işinizi istediğiniz hale getirmeye çalışın.

businessman-in-mousetrapÖnce Sağlık: İşinizde istediğiniz değişiklikleri yapamıyor ve kabusunuz sizin sağlığınızı etkilemeye başladıysa hemen iş aramanızda fayda var. Hatta iş bulmadan bile istifa etmeniz gerekebilir çünkü burada söz konusu olan sağlığınız.

Son karar: Yeniden mülakat maratonuna girdiğinizde son iş yerinizdeki deneyiminizin neden kısa olduğu mutlaka sorulacaktır. Cevabınızı nazik bir şekilde vermenizde fayda var çünkü kontrolü kaybedip eski çalıştığınız şirketi kötülediğiniz takdirde mülakatı gerçekleştiren yönetici üzerinde olumsuz bir izlenim bırakabilirsiniz.

Kaynak için tıklayınız

Emeklilik Sonrası Hayat

Bir beyaz yakalı olarak ara sıra düşünüyorum ileride ne olacak diye. Belki birkaç şirket daha değiştiririm, eh birazcık da unvan. Peki ya sonra…

Sosyal güvenlik politikalarına bakacak olursak neredeyse ölene kadar çalışacağız ya da çalışırken öleceğiz. Adına da cinayet değil iş kazası diyecekler. Şehit de ilan ediliriz emeklilik beklerken.

dead_tired_writer

Çalışan Manyaklığı: İŞkoliklik

İşkoliklik, kişinin kendisini işine adaması durumu olarak tanımlanabilir. Uyku dışındaki günün geri kalanında nefes alır gibi işini düşünen, durmadan çalışan, proje üstüne proje ekleyen, başarılarını tatille ödüllendirmek yerine daha çok çalışan insanlardır işkolikler.

İşkoliklerin hayatlarında iş dışında başka hiçbir şeye yer yoktur. İş dışı konular işkolikler için gereksizdir. Aile toplantıları, dağ yürüyüşleri,  müzik grubunda enstrüman çalmak gibi sosyal aktiviteler işin yerini tutamaz onlara göre.

İşkolikler, yöneticileri tarafından en çok sevilen çalışanlardır. Yöneticilerine göre “2 tane daha onun gibi çalışanı olsa şirketin pazar lideri olması kaçınılmaz”dır. Bu sebeple işkolikler çalışmalarının karşılığını şirket içerisinde çok iyi pozisyonlarda harika imkanlarla alabilirler. Fakat kendilerinden beklenen bir robotun performansıdır. Beklenen performansı karşılamak için uğraşan işkolik sonunda kendisini ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkları ile uğraşırken bulması kaçınılmazdır.

İşkoliklik, asla çok çalışma anlamına gelmez. Bu sebeple çalışkanlıkla işkolikliği birbirinden ayıran işaretlere dikkat etmemiz lazım.

  • İşkolikler, işe ilk gelen son gidendir.
  • İşkolikler, yemek aralarında bile çalışır.
  • İşkoliklerin gerçek bir hobisi yoktur. Sahip olduğu hobiler mutlaka iş ile ilintilidir.
  • İşkolikler , iş ile ilgilenmedikleri zamanda gergin olurlar. Bu yüzden tatiller işkolikler için cehennemdir.
  • İşkolikler, tatmin olmazlar. Mükemmelliyetçilik damarlarına kadar işlemiş olduğundan dolayı her zaman daha iyisini başarmak isterler.
  • İşkolikler, bireysel önceliklere değer vermezler. Onlar için her şeyden önce iş gelir.
  • İşkolikler, tatil bölgelerine sadece iş için giderler.
  • İşkoliklerin çalışması için ofiste olmalarına gerek yoktur. İşi düşünebildikleri her yer onlar için ofistir.
  • İşkolikler için hastalık çalışmamak için engel değildir.
  • İşkolikler asla kendilerini iyi hissetmezler. Tansiyon, kalp ve migren gibi rahatsızlıklar olmadan başarı olmaz(!)
  • İşkolikler için önemli olan kendileri ve kariyerleridir.
  • İşkolikler, aile ortamlarında bile gizli gizli çalışırlar.
  • İşkolikler, mikro yöneticilerdir.
  • İşkolikler, yöneticilerine asla “hayır” demezler. Şapkadan tavşan çıkarılması istense bile “evet” derler.
  • İşkolikler, ailelerinin ve arkadaşlarının buluşma tekliflerine ise nadiren “evet” derler.
  • İşkoliklerin randevu defterleri daima doludur.
  • İşkolikler asla işkolik olduklarını asla kabul etmezler.

workaholic

 

 

İş Hayatında Stockholm Sendromu

İK’cılar olarak hep “insanın sevdiği işi yapmasından” bahsederiz ama ne yazık ki söylediği kadar kolay olmuyor. Bu sebeple “en azından yaptığın işi sev” denir insanlara. İşte bu noktada iş hayatında bir Stokholm Sendromu yaratıldığını düşünüyorum.

Stokholm sendromu, rehinenin kendisini rehin alan Terörist kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan literatür terimdir. Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stokholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler. Stokholm sendromu birçok rehine olayında yaşanmıştır.

Ülkemizde durmadan değişen eğitim sistemi ve buna bağlı olarak kariyer planlamasının eksikliğinden dolayı yeni mezun adaylar ekonomik şartları da göz önünde bulundurarak hayallerinde iş yerine buldukları ilk işe dört elle sarılıyorlar. Verilen sorumluluklar, bir takımın parçası olma ve tabii ki maddi tatmin sebebi gibi çeşitli unsurların etkisi ile çalışan kendini hayalindeki işte çalıştığına inandırmaya başlıyor. Kimisi hayatı boyunca mutlu olurken kimisi için sonuç ne yazık ki aynı değil.

İş hayatındaki Stokholm Sendromu’ndan sıyrılan çalışanın inanmışlığının bittiği yerde de pişmanlık başlıyor. O mutlu mesut çalışan profili yerini ayakları geri geri giden, her işi angarya olarak gören, işini sevmeyen ve şirketinden nefret eden bir profile bırakıyor. Deyim yerindeyse canlı bir bomba halini alıyor ve iş hayatında yaşadığı bütün olumsuzlukları da günlük hayatına taşıyor.

Etrafımızda iş hayatına bir şekilde atılmış mesleğine aşık olduğunu sanan fakat sonrasında nefret eden binlerce çalışan var. Keşke herkes sevdiği işi yapabilse ama yok öyle bi’ dünya!

 

USB Yöneticileri

USB yöneticileri, kopyala yapıştır akımının öncüleri bir dönemin efsane yöneticileriydi. USB’nin popüler olduğu dönemlerde altın çağını yakalamış olup internetin ve bilginin yaygınlaşması ile popülerliği düşüşe geçmiştir.

recover-usb-filesPopülerliği geçmiş olsa da hala iş hayatında USB yöneticisi ile karşılaşmanız kaçınılmaz. USB yöneticilesi bir koleksiyoner gibi itina ile dataları toplar, sınıflandırır ve ileride kullanılmak üzere saklar. Kariyeri  boyunca da o USB’yi can simidi olarak düşünecektir, ihtiyacı olduğunda kullanılmak üzere hep yanında taşıyacaktır.

Bir USB yöneticisi genellikle projelerde çeşitli sıfatlarla karşınıza çıkar. Çoğu problemin çözümünü olarak da USB’sini gösterir. “Daha önceki şirkette biz…..”, “Bende bir doküman var……” gibi başlayan cümleleri duymaya başladığınızda gözlerinizi devirmeden önce birkaç soru sorun. Çünkü alacağınız cevaplar o kişinin bahsettiği projenin içinde yer alıp almadığını, o dokümanların hazırlanışı sırasında katkısının olup olmadığını anlamanıza yardımcı olacaktır. Eğer bi’ fiil bahsedilen projenin içinde yer aldıysa pür dikkat dinlemeniz ve takip etmeniz gereken bir kişi ile aynı masayı paylaştığınızı unutmayın.

Kopyalayıp yapıştırdıklarımız değil önemli olan yaptıklarımız!

 

 

Bill Gates ve Eğitim

Bill Gates, başarı hikayelerinin değişmeyen örneği: Harvard’ı bırakıp arkadaşı ile kurduğu şirket sayesinde dünyanın en zengin adamı oldu. Zirveyi  kaptırsa dahi Dünya’nın en zengini dediğimiz zaman aklımıza gelen ilk isim Gates. Bu bakış açısı ile başarılı bir kariyer için eğitim şart değil. Günümüz şartlarında durumu değerlendirdiğinde ise Gates’in fikri değişiyor:

“Bazı genç öğrencilerin, ben üniversiteden mezun olmadığım için üniversiteye gitmek istemediklerini duymak beni düşündürüyor elbette. Ama şöyle bir şey var, ben üniversiteyi bitirmemiş olsam bile çok iyi bir eğitim aldım. Ayrıca dünyada rekabet çok arttı, her yıl daha karmaşık konular ortaya çıkıyor, daha güçlü olmak gerekiyor ve üniversite eğitimi zorunlu hale geliyor, bir zamanlar sadece lise mezunu olmak yeterli oluyordu.”

bill-gates-jpg

Ama yine aynı Gates “Ben üniversitede geçirdiğim yılları çok sevdim ve üniversiteyi bitirmeden terk ettiğim için birçok açıdan üzülüyorum. Bunu bilerek ve düşünerek yaptım, çünkü bir fikrim vardı -ilk mikrobilgisayar yazılım firmasını kurmak istiyordum- ve bunun için bekleyemezdim” diyor.

Muhteşem bir zekaya, eşsiz bir fikre ve yılmayan girimci bir ruha sahip değilseniz mutlaka üniversiteden mezun olun!