Kömürün İsi Sabunun Misi

Yırca Köyü Kadınları ile ekim ayında yapılan 12. İnsan Yönetimi Zirvesi’nde tanıştım. Açıkçası zirvede yapılan oturumlar bir yana Kömürün İsi Sabunun Misi projesi bir yanaydı benim için. Çünkü zirvenin teması mutluluktu ve bana en samimi gelen mutluluk hikayesi bu oturumdaydı.

Zirvedeki mutluluğa ulaşmadan önceki tablo ne yazık ki hiç iç açıcı değildi. Geçimini tütüncülük ile kazanan köy termik santralin kurulması ile bu geçim kaynağını kaybetti. Tütüne göre daha güçlü ve dayanaklı olan zeytin ağacına sarıldı bu sefer Yırca Köyü Kadınları. Fakat termik santral her zaman olduğu gibi yine yeşile saldırdı.

Yapılan ağaç katliamı sonrasında termik santralden çıkan kömürleri toplamaktan başka çaresi kalmayan köy bir de üzerine Soma’da yaşanan facia ile iyice sarsıldı. Hayatta olmaları dışında her şey kötüye giderken bu proje umut ışığı oldu onlar için.

Gbtider, İnci Vakfı ve gönüllü profesyonellerin destek verdiği proje ile kadınların ekonominin içerisinde üretici olarak katılma fırsatı oluştu. Ellerindeki kömürün isi yerini sabunun mis kokusuna bıraktı. Sahnedeki heyecanlarını atana kadar projeyi Yasemin Hanım ve Berkin Yarar’dan detaylı bir şekilde dinledik. Sonunda kendilerine merakla bakan 600 göze alıştıklarında ise en samimi şekilde proje öncesini ve proje sonrasına bize anlattılar. Bir grup insanın onları köy kahvesinde toplayıp size “eğitim almanızı sağlayıp sizi iş sahibi yapacağız” dediği zaman ki şüphelerinden tutun da ilk başlarda yaptıkları işi ciddiye almayan eşlerinin daha sonraları onlara tarhana çorbası hazırlamalarına kadar projenin nasıl hayatlarının içine işlediğini dinledik.

Sabun alıp projeye destek olmak için: http://www.yasemin-yirca.com/

12112339_750702585056774_1761847058264396234_n

evden çalış(ma)!

Bi’ cumartesi günü ofise gitmem gerekiyordu. 2 saatlik iş için 1 saat direksiyon salla, manasız! “Ne gerek var, evden çalışırım rahat rahat”.

Saat 08:00           Günaydın günaydın günaydın!!!, baya geç kalktım aslında ama olsun bugün cumartesi biraz yatakta yuvarlanmaktan kime zarar gelebilir ki?

Saat 09:30           Yuvarlanırken whatsapp’ta haftasonu planlarımı yaptığıma göre kalkabilirim. Fırına gitmeden önce mi duşa gireyim, sonra mı? Amaannn  hafta sonundayım hem önce duşa girerim hem de sonra duşa girerim, vakit benim değil mi, bilmem kaç dakika yattı bankaya çatır çatır harcarım!

Saat 10:00           Güneş yavaş yavaş yükselip sıcaklığı tenimi yakarken aklıma geldi, benim alış verişe gitmem lazımdı. Kahvaltıyı dondurma ile geçiştirip kendimi bulduğum ilk markete attım.

Saat 11:30           Baya yorulmuştum, kendimi ödüllendirmem lazım. Şu diziye bi’ göz atayım güzel değilse kaptır çalışmaya başlarım (!)

Saat 12:30           Art arda 2 bölüm sonrası güzel bi’ playlist ve kahve eşliğinde çalışmaya başlamak lazım

Saat 12:45           Ooooo ben bu işi 2 saatten önce bitiririm. Bi’ bakalım facebook, twitter, instagram bensiz ne kadar dayanabilmiş?

Saat 13:00           Dur bir de şu grubu dinleyim çalışırken…..

Saat 13:10           Bu klip güzelmiş, ya ne zamandır klip izlemiyorum bir mola vereyim (!)

Saat 13:25           Siesta zamanı, 20 dakikacık uyusam kafam açılır, daha verimli olur.

Saat 14:00           Acaba dizide öbür bölümde ne oluyordu? Torrentte de bir iki film atayım sonra izlerim

Saat 14:25           Ekranı ikiye böleyim hem dizi izlerim hem çalışırım, o kadar İngilizce biliyoruz sonuçta her sahneyi görmem şart değil.

Saat 15:00           Hızlı bir şekilde şu işi bitireyim de cumartesi günü çalışan arkadaşlarımı ofislerinde ziyaret eder “home office çalıştım” diye şımarırım. Sonra soğuk bira içeriz.

Saat 15:25           Yuhhh! Whatsapp’ta 382 mesaj ne demek ? (ah şu şuursuz whatsapp grupları)

Saat 16:45           Uykusuz, Penguen okuyayım birazcık kafam dağılsın

Saat 17:15           Ben yemek yemedim galiba ? Hem bi şeyler atıştırayım hem de Star Wars Unleashed II oynayımm.

Saat 18:30           Yuhh!! Zaman su gibi akmış, Hemen duş alıp Alsancak’a geçmem lazım! İş? Salla!!

 

Hep muhteşem bir uygulama gibi anlatılan home office’in olumsuz sonuç veren bir demosunu okudunuz. Home Office çalışmanın madde madde sıralanmış avantajlarını internette rahatlıkla bulabilirsiniz. Ama en önemli dezavantajını kesinlikle göz ardı etmemek lazım “iş bitmiyor!”

Kobi Kafalardaki Dolu Bardak!

Öncelikle “kobi kafası yaşayan şirketleri” tanımlamakta fayda var. İstihdam edilen personel sayısı, ihracat, ciro vb. nedenlerden kobi statüsünden çıkmış ama halen kobi gibi yönetilmeye çalışılan şirketleri kobi kafası yaşan şirketler olarak sınıflandırmayı tercih ediyorum.

Yazı boyunca da kobilerde ve kobi kafası yaşayan şirketlerde çalışmanın avantajlarını sıralamaya çalışacağım. Ekonominin ve istihdamın önemli bir kısmını üstlenen genelde çalışılmak istenmeyen ama çalışılan bu şirketlerin sınırlı sayıdaki avantajları :

  • Çok seçici değildirler. En önemli kriteleri ücrettir. Bu yüzden çok yüksek ücret beklentiniz yoksa kısa zamanda iş sahibi olabilirsiniz.
  • Çok öğreticidirler. Hemen aklınıza sistemli bir oryantasyon programı gelmesin aksine denize atarlar, boğulmayanlara miço derler. Geriye dönüp baktığınızda “Bu kadar şeyi ben ne ara öğrendim? diye kendi kendinize sorarsınız.
  • Net bir iş tanımı yoktur. İş alanınızla ilintili olabilecek her şeyden sorumlu olduğunuzdan bilgi dağarcığınız tahmin ettiğinizden daha fazladır. Olayların bütününe bakmayı en çabuk şekilde öğrenirsiniz.
  • Pratik politika dersleri vardır. Her daim ayak oyunları olan bu tür şirketlerde politik davranmayı en üst makamdan yani yönetim taa kendisinden öğrenebilirsiniz.
  • Sistemleri yoktur. Bu yüzden sistem oluşturmaya müsaittirler. Biraz ısrarcı ve dominant olursanız kendi kurallarınızı koyabilirsiniz.

İstediğiniz kadar uzak durmaya çalışın ama iş hayatındaki çoğu insan ya mesleğin başında ya da prim günlerinin dolmasını beklerken bir kobide ya da kobi kafası yaşayan bir şirkette çalışacağına inanıyorum. Hatta eğlenceli ve iddialı bir şekilde “Herkes bir gün 15 aylığına kobide çalışacak” diyorum.

Bardağın dolu tarafından sevgilerle

Dollar Signs by Andy Warhol

Şirket Kültürünün 10 Katili

a4717d6949b5a3813f6eaa7a3910c363İyi bir şirket kültürü oluşturmak ya da mevcut kültürü daha iyi bir hale getirmenin zorluğu konusunda bir görüş birliği olduğu gibi mevcut kültüründe daha kötü hale gelmesinin çok kolay gerçekleşebileceğine inanıyorum. Aşağıda yer alan hatalardan birkaçının devamlılığında çalıştığınız şirket belki batmaz ama batmaktan beter olabilir.

Büyük Egolar: İş hayatının her anı karşınıza çıkabilecek “ego sorunsalı”. Okuduğum yazıların çoğunda bu sorun yönetici hastalığı gibi anlatılsa da şirket içerisindeki her seviyede karşılaşabilecek bir problemdir.

Mikro Yönetim: Belki kavram size yeni, kulağınıza hoş gelebilir ama göründüğü kadar masum bir kavram değildir mikro yönetim. Mikro yönetim ve mikro yöneticilik hakkında Selin Yetimoğlu’nun yazmış olduğu  “Allah Kimseyi Mikro Yöneticinin Eline Düşürmesin! 🙂” başlıklı yazı ile umarım anılarınız canlanmaz.

Yan Hakların Geri Alınması: Genelde kriz döneminde şirketler çalışanlarından fedakarlık göstermelerini bekler. Bu tür durumlarda iyi bir kültüre sahip şirketlerde en üst kademesinden en alta kadar taşın altına elini koymaktan çekinmez. Fakat kriz dönemi dışında verilen hakların geri alınması sadece kendi kuyunuzu kazmaktan başkar bir şey değildir.

Bürokrasi: Herkes yalın yönetim diye bas bağırırken kırtasiyecilik oynamanın kimse faydası olabilir ki?

İlgisiz Çalışanlar: İş yerine çalışmamak için gelen bir çalışan kısa süre içerisinde kendi zombi ordusunu rahatlıkla kurabilir. Bu yüzden işe alımda tecrübeleri yeterli olmasa dahi “isteklileri” asla göz ardı etmemek lazım.

Çalışanlara Bağırmak: Kasım 2014’te yazdığım Bağıran Yöneticiler başlıklı yazı bu madde için yeterlidir.

Yalancılık: Sadece iş hayatı için değil günlük hayatta bile her şeyi berbat etmeyi başarabilen yalanların ve yalancıların önüne geçemezseniz şirket kültürü olabilecek en kötü hale en hızlı şekilde gelecektir.

Şeffaflığın azalması: Herkesi etkileyecek şeylerin kapalı kapılar ardında konuşulması ve karara bağlanması şirketteki herkesi huzursuz eder. Kapıları açın!

Kovmak ile tehdit: Çalışanı kovmak tehdit eden bir yönetim anlayışının sonunda patron çıkarken kepenkleri kapatır.

Övgü: Bir çalışını övmek en etkili motivasyon aracı iken bunu bile yapmayan bir yönetim anlayışı dinamitin fitilini ateşlemiştir.

 

 

Kariyer Yapmayın!

Kariyer kavramını o kadar çok abarttık ki bazılarımız hayatlarının merkezine kariyerlerini koydu. Arkadaşımızla olan randevumuzu dahi unuttuk ama toplantıları asla kaçırmadık. Ailelerimizle görüşemediğimizde hep işi bahane ettik ama ilk bayramda tatile gittik! Hatta bazılarımız kariyer uğruna yaşadığı şehirden ya da sevdiği insanlardan bile vazgeçti.

Biz bir yerde hata yaptık ve amaç ile araç kavramlarını birbirine karıştırdık. Hem de çok fena….

work-life-balance-600x471

İşte bu yüzden kariyer yapmayın, hayatınızı yaşayın!

İşiniz yerine sizi gerçekten mutlu edecek şeylere odaklanın. Ailenizi arayın, arkadaşlarınızla buluşun ve iş dışında bir şeyler konuşun!

Neden Yönetemiyoruz ?

Genelde manşetlerde iyi yöneticilerin hikayeleri olur. Sonra ekiple çekilmiş kocaman bir aile fotoğrafı… Bu karelere bakarsak iş dünyasında her şey güllük gülistanlık fakat ne yazık ki öyle değil. İyi yöneticilerden ziyade kötü yöneticilerin iş dünyasındaki hikayeleri sayıca daha fazladır manşetlere çıkmasalar bile.

İyi yönetici kötü yönetici tanımı ve/veya karşılaştırması yapmaktansa neden iyi yönetemediğimizi ve/veya yönetilemediğimizi anlamaya çalışmak istiyorum sizle beraber. “Anlamaya çalışmak istiyorum” çünkü yıllardır duyduğum kötü yönetici hikayelerinin başrolündeki kişiler iyi bir eğitim geçmişi olup güzel şirketlerde çalışmış olmalarına rağmen hep aynı rolü oynuyorlar.

İlk aklıma gelen ana nedenlerden biri “ülke olarak uzun süredir iyi yönetilmiyoruz”. Türkiye’nin Atatürk’ten sonra iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Balık baştan kokar hesabı kuyruğa kadar çoğu yöneticinin de neden kokuştuğunu anlamamak zor değil.

İkinci ana olarak “aklıma toplumun temel yapı taşı olan aile” geliyor. Hangi dersten hatırlıyorum ama okul yıllarından kafama kazınmış bu cümle çoğu şeyi anlatıyor. Şirketlerde aile yapısı ile aidiyet duygusu oluşturmak istiyoruz ama baba figürü olan yöneticinin nasıl bir çocukluk/aile hayatı geçirdiğini bilmiyoruz. Durumu astlarını dövesiye azarladığında anlıyoruz ama iş işten geçmiş oluyor.

Eğitiminde ana nedenlerden biri olduğu konusunda hem fikirizdir. Ancak burada önemli olan diplomanızda olan okulun ismi değil sizin kendinizi nasıl geliştirdiğinizdir. Bence alınan seminerlerden okunan kitaplardansa bunları uygulayabilen kişi kendini geliştirebilendir.

Aklıma bir sürü sebep geliyor ama bu üç ana neden etrafında dolanıp duruyorum.