Yeni Mezunlar İçin Acımasız Gerçekler

Yeni mezunlar iş hayatındaki en sevdiğim gruptur. Okuldan “geçici mezuniyet belgesini” alıp gelmiş heyecanlı, hırslı ve en eğlencelilerden oluştuğundan olsa gerek severim yeni mezunları.

İş hayatının o acımasızlığını ilk bi’ kaç sene hissetmeseler dahi günleri haftaları, haftalar ayları kovaladıkça rüzgarın kayayı kuma çevirmesi gibi yavaş yavaş onlarda after work partylerin aslında eskisi gibi eğlenceli olmadığını konuşacaklar.

Büyük çoğunluğu mezun olurken sahip oldukları ideallerinden vazgeçecek kredi kartı taksitleri, faturalar, saçma sapan üyelikler, long weekendler, altı ay sonra demode olacak her şey için….

Başlangıçta verilen o arabanın mobil hapishane; dizüstü bilgisayarın pranga; cep telefonun kelepçe olduğunu anladıkları zaman ise en acımasızı çünkü artık araba, pc, telefon sizin bir parçanızmış gibi hissedeceksiniz. En yenisine (iyisine) sahip olabilmek için daha çok çalışacak ama her seferinde son model arabanız, bilgisayarınız, telefonunuz size sahip olacak.

Ne çalıştığınız şirketin büyüklüğü ne de sahip olduğunuz unvan sizi mutlu edecek.

 

 

Eşitlik Teorisi Katilleri

Eşitlik Teorisi, S. Adams tarafından geliştirilmiş olup iki değişkene dayanmaktadır: işletmeye verilenler ve işletmeden alınanlar. İşletmeye verilenler; tecrübe, eğitim, zaman, yetenek, ileri sürülen fikirler ve gösterilen çaba iken işletmeden alınanlar; ücret ve sosyal haklar, terfi, saygı görme, kişisel gelişimdir. Eşitlik kuramının en can alıcı noktası ise yapılan karşılaştırmadır. Kişi kendi katkıları/kazanımları ile başkasının katkıları/kazanımlarını karşılaştırır ve buradaki asıl amaç teoriye adını veren “eşitliği” sağlamaktır.

Fakat eşitliği sağlamada ne yazık ki pek başarılı değiliz. Çünkü her zaman haklı olmak gibi takıntısı olanlar teorinin kusurunu (bug’ını) göz ardı ediyor. Teorinin temelini verilenler ve alınanlardan ziyade kişinin kendisi, gözlemi ve algısı oluşturmaktadır. Kendini iyi tanımayan, gözlem yetisi güçlü olmayan ve buna bağlı olarak algısal hatalar yapabilme potansiyeli yüksek olan çalışanların yapmış olduğu karşılaştırmalar Adams’ın kemiklerini sızlatacak türden.

Özellikle zam dönemi sonrası ortaya çıkan amatör teorisyenlere bazı şeyleri bilale anlatır gibi tane tane sabırla anlatmak gerek.

Kovulmak

Kovulmak, 3 heceden oluşan bir kelime ama insanların ağzından asla çıkmaz. Kimse kovulduğunu kabul etmez. Sebebi ne olursa olsun sonuç ortada, kovuldunuz! O yüzden “kovulmanızı” süslü şekillerde anlatmaya çalışmayın, anlıyoruz çünkü o işin tetikçisi biziz.

Siz hikayelerinizi anlatırken biz perdenin arkasındakini öğrenmeye çalışırız genelde de öğreniriz. Eğer siz anlatmazsanız referans kontrolü sırasında ya da network’teki kuşlara sorarız “Nasıl bilirsiniz?” diye.

Haa bu arada çalıştığınız şirket sizin sevgiliniz değil o yüzden “karşılıklı anlaşarak” ayrılamazsınız. Hadi siz platonik aşıktınız terk edildiğiniz artıki kabul edin artık.

1630356

Vakti zamanında kovulan birisinin satırlarını okudunuz.

Başarısızlık Hikayeleri – bikafalar.com

Geçtiğimiz günlerde youtube’ta hunharca şarkı dinlerken birinde bi’kafaların “başarısızlık hikayeleri” videolarına denk geldim. Başarılı insanların kendi ağzından aslında göründükleri kadar başarılı olmadıklarını, iş hayatında yaşadıkları sorunları, günlük yaşama dair bakış açılarını öğrenmek için bikafalar.com‘u takip edebilirsiniz. Başlangıç için Alper Akcan, Gökçe Özer, Tunç Kılınç, Ahmet Kırtok, Yalçın Pembecioğlu tavsiye edilir.

“Kendi profilime uygun bir iş bulamadım.” | Mete Güney

ÇALIŞMA YAŞAMINDA LGBTİ’LER

23. İnsan Yönetimi Kongresi’nin en insana dokunan oturumu “Çeşitlilik Yönetimi: Çalışma Yaşamında LGBTİ’ler” idi. Konuşmacı olarak sahnede Bulut Öncü, Yard. Doç. Dr. Volkan Yılmaz ve Av. Türker Vatansever vardı.

Aslında oturum boyunca konu tahmin edilebilir bir şekilde gitti. LGBTİ’li bireylerin kendilerine, ailelerine ve iş arkadaşlarına açılmaları ve bunun sonucunda yaşadıkları sorunlardan bahsedildi. Oturumu ilginç kılan nokta belki de daha önceden kimsenin karşımıza çıkıp da LGBTİ’li bireylerin yaşadığı problemleri anlatmamış oluşudur. Bilemiyorum… belki de biz görmek istemedik.

Gerçek şu ki LGBTİ’li bireylerde hepimiz gibi insan ve ayrım gözetmeksizin iş hayatında olmayı hak ediyorlar. Fakat ne yazık ki almamız gereken daha çok yol var. 2500 İK’cının katılım gösterdiği kongrede bu oturumu izlemeye gelen 500 kişi yoktu.

Yine de bu oturumu organize eden Peryön’e ve konuşmacılara teşekkürler.

AB70185

Aşırı Koruyucu Yöneticiler

Aşırı koruyucu yöneticiler, iş hayatında iyi kötü herkesin karşılaşabileceği bir yönetici tipidir. Yaptığı bütün davranışları kendisine bağlı olan ekip üyelerini korumak için yaptığına kendisini inandırmıştır. Halbuki yaptığı ekip üyelerini bir fanusa koyup çalıştırmaktır. Fanus içinde huzurlu(!) bir şekilde uzun süre çalışan ekip üyesi artık fanusun dışına çıkmak için çaba göstermez. Çünkü fanusun dışında tehlikeli bir hayat olduğundan dolayı dış dünya ile bağlantıyı yöneticisine bırakır. Her işi yöneticisinin istediği şekilde yapar, talimatların dışına asla çıkmaz.

Uzun süre bu şekilde, sıkıcı ve tek düze, çalışan ekip üyesi kendisini dış dünyadan koruyan(!) yöneticisine sempati besleyebilir (bknz: Stockholm Sendromu). Ekip üyesi için ideal yöneticinin olmazsa olmaz özelliği “koruyuculuk” olur.

İş hayatının sürprizlerle dolu olduğunu düşünürsek aşırı koruyucu yönetici ile ekip üyelerinin uzun süre bir arada çalışamayacağı konusunda hem fikirizdir. Koruyucu yöneticisini kaybeden ve fanusu kırılan ekip üyesi bi’ an da kendisini Serengeti’de bulur. Sonunu ise kendisi belirler.