21. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi/1

Yolculuk başlasın…

Bu sene yirmi birincisi düzenlenen Peryön İnsan Yönetimi Kongresi’ne Peryön’ün davetlisi olarak ilk kez katıldım. Beklemeyi ve bekletmeyi hiç sevmediğimden dolayı olabilecek en ideal saatte Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’ni bulmuştum ama malum İstanbul trafiği! Kimse yokken standları sakin sakin dolaştım, hatta bi’ ara “backstage check” bile yaptım. Beni galiba organizasyon ekibinden sandılar 🙂 ve böylece herkesten önce kırmızı halıdan, flaşlardan, fotoğrafçılardan haberim oldu fakat o atmosferde şaşırmamak elde değildi (bu arada kırmızı halı fotoğraflarımı istiyorum 🙂

Oturumların gerçekleştiği salonların hepsinde Blogger Masası olması harikaydı. Fakat hiçbirinde priz olmaması hepimizi zor durumda bıraktı. Ayrıca Anadolu Auditorium dışındaki salonlardaki Blogger Masaları salonun en uzak köşesine konuşlandırılmıştı (miyop olmak zor).

Oturumlara geri dönecek olursak açılış konuşmasını Yiğit Oğuz Duman yaptı ve herkese Peryön’ün 2016 Dünya İnsan Yönetimi Kongresi’ne ev sahipliği yapacağı müjdesini verdi. Ve unutmadan da Özlem Hanım ve ekibine teşekkür etti 😉

sonra sahneye biri çıktı. o anlattı, biz dinledik; o okudu, biz inanmadık. zamanımızı çaldı, programımızı bozdu yetmedi bi de alkış istedi.

Sonra sahneye muhteşem enerjisi ile Jim Lawless çıktı. İçimizdeki kaplanı evcilleştirip nasıl kendi hikayemizi yazabileceğimizi anlattı 10 kuralla.

Rule 1  Act Boldly Today – Time is Limited

Rule 2  Re-write your rulebook – challenge it hourly

Rule 3  Head in the direction of where you want to arrive, every day

Rule 4  It’s all in the mind

Rule 5  The tools for Taming Tigers are all you around you

Rule 6  There is no safety in numbers

Rule 7  Do something scary everyday

Rule 8  Understand and control your time to create change

Rule 9  Create disciplines – do the basics brilliantly

Rule 10 Never, never give up!

Konuşmasının en heyecanlı anı 2500 atlı ile şaha kalkması olsa dahi benim favorim “kafamızın içindeki o ses”ti. “Ben kendi kendime asla konuşmam” diyip onay için “kafanızdaki ses”ten onay bekliyorsanız,merhaba ! 🙂

Jim Lawless’ın 10 adımda kaplan eğitimi videoları için

Jim Lawless’in muhteşem şovu sonrası H. Bruch’un akademik sunumu birazcık ilgimi toparlamamı zorladı. Fakat notlarıma baktığımda özellikle “Rahatlık Enerjisi” ile ilgili bir not almışım. “Her örgütte rahatlık enerjisi olmalı motoru yakmamak için.” Hedefler, toplantılar, ürün kalitesi, pazar payı, kar/zarar oranları derken bi bakarsınız ki ufak ufak isyanlar ayrılmalar……  1 saatlik sunumdan benim anladığım bu, rahat olun!

Bazı blog yazarları yemek için boş yer ararken bazıları da “Beslenme Çantası Oturumları”na katılarak öğrenmeye devam ettiler. Hayati Arpacı’da Beslenme Çantası Oturumu’na katılanlardan biri olarak “Beyaz Yakalılar Bişi Yapsa”ya katılmış. Peki nedir Beyaz Yakalılar Bişi Yapsa? tıklayın, öğrenin 😉

Yemek sonrası Elif Duru Gönen moderatörlüğünde Murat Yanıklar, Melis Önce, Kıvılcım Kıran, Levent Egemen Ercebeci sahnedeydi. Oturumdan çıkarılacak sonuç ortada artık duvar falan kalmadı. Y Kuşağı olarak önceki kuşakların ördüğü duvarları yine onlarla beraber yıktık. Kendi ördüğümüz duvarları ile Z Kuşağı ile beraber yıkacağız. Bu gerçeği göremeyen ve kabul etmeyen şirketler ise yavaş yavaş kaybetmeye mahkumdur.

Sonrasında ise İdil Türkmenoğlu’nun dinledik. Değişimden, değişime karşı olan isyanda, değişimin nasıl olması gerektiğinden bahsettik. Sadece aklınıza KOBİ’lerin kurumsallık adı altında yaşadığı değişim gelmesin. Globalleşen ekonomilerde artık şirketler devamlı bir değişim halinde. Ve insanlar  değişimi reddeder > direnir > uyum sağlar > destekler. Ortalama süre 6 ay olmasına rağmen herkesin biyolojik saati aynı değildir. Ve değişim mutlaka bir departmanın uhdesine bırakılmamalı, en başından itibaren bütün çalışanlar bu sürece katılmalıdır. Tam anlamıyla “kulağa küpelik” bir oturumdu 😉 (Canel’e ayrıca teşekkürler, bizim için 2 sandalyeyi canı pahasına savundu)

Kahve molası sonrasında ise “Çalışan Bağlılığı” oturumdaydık.  Konu aslında klasiklerden biriydi fakat İrem Önal “çalışan bağlılığı = kalp” deyince ilgimi çekti. Peki gerçekten öyle miydi? Yani yapılan uygulamalar, çalışanların bağlılıkları gerçekten kalpten miydi? Hala cevabını bulabilmiş değilim.

Günün finalini ise Başarısızlık ile Douglas Miller yaptı. Konuşmasının üzerine insanın birazcık da başarısız olması gelmiyor değil. Bkz. majesteleri

21. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi

Alanında Avrupa’nın en büyük kongresi olma ünvanını elinde bulunduran Peryön İnsan Yönetimi Kongresi bu sene yirmi birinci kez düzenleniyor. Bu sene 150’den fazla konuşmacı ve 3000’i aşkın katılımcının gelmesi beklenen etkinlik İstanbul Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ında gerçekleşecek.

Ayrıca bu sene Peryön bir ilke imza atarak ilk kez İK Blog Ödüllerini sahipleri ile buluşturacak. Bu vesile ile hafta içi almış olduğum “kongre davetiyesi’ni soğuk kanlılıkla(!) karşıladığımı belirtmemde yarar var 🙂

Görüşmek üzere.

kongre

 

Not: Yoğun iş temposu içerisinde kongreye katılmama olanak sağlayan değerli koordinatörüm ve müdürüme teşekkürler 😉

Bu Blog PERYÖN İK Blog Yarışması’nda yarışıyor

10 aylık blogum ile beraber bu sene ilk kez gerçekleştirilen Peryön İK Blog Ödülleri 2013’e geçtiğimiz günlerde başvuru yaptım ve kabul edildi 😉

Beni ve diğer bloggerları şu anda tatlı bir heyecan sarmış durumda 🙂

Takipçilerin ise işi biraz daha zor çünkü tek bir oy kullanma hakları var ve seçmek gerçekten zor 😦

Tercihinizi yapmak için tıklayınız.

544187_551284254911813_1512735262_n

Peryön İK Blog Ödülleri 2013

Hafta içi yaşadığım yoğunluk içerisinde twitter’da bloglarda gördüğümde keyfimi yerine getiren güzel bir haberdi Peryön İK Blog Ödülleri.

Aslında bütün “İK blogger”lar için en büyük ödül okuyucularından gelen bir e-postadır.  İçeriği olumlu ya da olumsuz olsun alınan bütün geri bildirimler paha biçilmez birer ödüldür İK Bloggerları için.

Peryön ise İK Blog Ödülleri ile bir ilke imza atarak İK bloggerlarını taçlandırıyor.

blog

Bende maksat muhabbet olsun diyerek başvuru formumu doldurdum 😉

Bir İK’cıdan Mülakat Tüyoları

Bu seferde masanın iki tarafında da bulunmuş birisi olarak mülakatlar ile ilgili birkaç tüyo vereceğim.

Mülakatçı kim?: Bir görüşme öncesi mutlaka şirket ve pozisyon ile ilgili araştırma yapılır ama mülakatçı hakkında araştırma yapılmaz. Halbuki arama motorlarını kullanarak aday kiminle görüşeceği hakkında bilgi toplayarak daha rahat bir görüşme gerçekleştirebilir. Tabii bunun için aday görüşme daveti aldığı sırada kiminle görüşeceğini öğrenmesi gerekmektedir.

Yalnız Gel: Bir Hollywood repliği olan “Come alone” mülakatlar içinde geçerlidir. Özellikle sanayi bölgelerindeki görüşmelere adaylar görüşmelere aileleri ya da arkadaşları aracılığı ile gelerek hem heyecanlarını azaltmayı hedefliyorlar hem de ulaşımı kolaylaştırıyorlar. Buraya kadar herhangi bir sıkıntı yok ama aday lobiye annesi babası ile girip sessiz sedasız babasının talimatlarını dinliyorsa ya da mülakata arkadaşı ile girmeye çalışıyorsa mülakat öncesi iyi bir imaj çizemeyeceğinizi belirtmekte fayda var. Şirkete yalnız gelemeseniz bile en azından mülakata tek başınıza girin!

Infinity-Time1Zaman: İK’cılar her zaman adayların mülakattan en az 15 dakika önce gelmesini isterler. Bunun öncelikli sebebi kendilerinin oluşturmuş oldukları programdan herhangi bir aksilik yaşanmamasıdır. Erken gelen aday her zaman geç gelene göre avantajlıdır. Çünkü sakin sakin lavaboya gidip üstüne başını kontrol eder, rahat rahat başvuru formunu doldurur, lobideki dergileri kurcalar, etraftaki insanlar ile iletişime geçerek daha görüşme başlamadan şirketin gözünde iyi bir imaj bırakır. Böylece aday ortama uyum sağlayarak heyecanını bir nebze bastırmış olur.

Giyim: Mülakat günü giyilecek kıyafet ile ilgili çok detaya girmeden şık ve mevsimine uygun rahat kıyafet seçilmesinin uygun olduğunu düşünüyorum. Özellikle yaz aylarının bunaltıcı bir şekilde sıcak geçtiği illerde bir mülakata takım elbise giyerek ilk başta olumlu bir imaj verebilirsiniz ama terleten sorular ile ilk başta rahatınız kaçar sonrasında da oluşturmuş olduğunuz o imaj buharlaşıp uçup gider.

Göz Teması: Mülakat öncesinde, sırasında ve sonrasında göz teması kurmaktan çekinmeyin fakat abartmayın. Çünkü “Oda da ilk dikkatinizi çeken neydi?” sorusuna “Gözleriniz” demek zorunda kalabilirsiniz 🙂

Beden Dili: Mülakat öncesinde beden dili ve önemi ile ilgili yazılar okumuş olabilirsiniz fakat mülakat sırasında elinizi koyacak yer bulamıyorsanız yer aramaktan vazgeçin. Çünkü bu sırada hem bedeninizin hem de dilinizin kontrolünü kaybederek senkronize olarak saçmalayabilirsiniz.

İkram: Mülakat öncesinde su, kahve gibi şeyler ikram edildiğinde nazikçe kabul edin. Çünkü ikram gelene kadar mülakat asla tam olarak başlamaz, biraz havadan sudan konuşarak mülakatçı ile samimi bir ortam kurabilirsiniz. Ayrıca uzayan görüşmelerde diliniz damağınız kuruduğunda ilk başta ikramı reddettiğiniz için pişman olabilirsiniz. Zor bir soru ile karşılaştığınız zaman da kahvenizden bir yudum alarak düşünmek için vakit kazabilirsiniz.

Heyecan : Eğer bir görüşme sırasında heyecanlananlardan iseniz görüşme başında sorulan ” Nasılsınız?” sorusuna “Biraz heyecanlıyım” diye cevaplayarak  ileride yapabileceğiniz ufak hataların göz ardı edilmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca unutmayın ki heyecanlanmanız iyiye işarettir. Yeni bir şirket, pozisyon ve mesai arkadaşları için heyecanlanmıyorsanız “Ben neden bu görüşmedeyim?” diye kendi kendinize sormanızda fayda var.

Dinleyin: Görüşme boyunca görüşmeci soru sorar, aday soruları cevaplar. Fakat bazı tez canlı adaylar daha sorunun sonu gelmeden cevaplama eğilimi içinde olabiliyorlar. Genelde de bu sorular yanlış cevaplanıyor. Ayrıca duyamadığınız ya da anlayamadığınız bir soru olduğunda tekrarlanmasını rica edin. Unutmayın yanlış anladığınız soruyu asla doğru cevaplayamazsınız.

Espri: Görüşme sırasında yerinde espri yapmaktan çekinmeyin. Hem heyecanınız atarsınız hem de mülakatçı ile aranızda hoş bir diyaloğun oluşmasını sağlarsınız. Fakat görüşmeyi stand-up gösteriye çevirmek ya da yersiz espriler yapmak görüşmeci üzerinde olumsuz bir etki bırakabilir. O yüzden tadında bırakın.

Doğallık: Pozisyonu kapabilmek için büründüğünüz karakter aynı zamanda işi kaybetmeniz için de ilk sebep olabilir. Bu yüzden görüşme boyunca doğal olmaya özen gösterin.

fb8b470277fd9148b7ed3ea77fa471bcProfesyonellik: Beyaz yaka adayların dilinden düşmeyen bir kavramdır “profesyonellik”. Fakat genelde bu profesyoneller (!) işe başladıktan sonra işlerine gelmeyen ilk durumda isyan bayrağını çekerler. Sonra İK’cının kafasında da “Hani profesyoneldik?” diye bir soru belirir. Yeni mezunları da unutmamak lazım, onlarda “profesyonel”. Sözün özü gerçek profesyoneller “Sonuçta hepimiz profesyoneliz” tarzında cümleler kurmazlar, sadece profesyonel davranırlar.

Hatırlatma: Görüşme sonrasında size verilen iletişim bilgilerini kullanarak arada kendinizi hatırlatmanız pozisyon ile ilgili ne kadar istekli olduğunuzu ortaya koyar. Ama burası çok hassas bir noktadır bu sebeple mülakatçı ile aranızdaki diyaloğu iyi analiz etmeniz şart yoksa ters tepebilir.

Doğaçlama: Bu okumuş olduğunuz yazı dahil diğer bloggerların yazmış olduğu yazılar, vermiş oldukları tüyolar sizin muhteşem bir görüşme geçirmenizin garantisi değildir. Yeri geldiğinde doğaçlama yapın 😉

Gelecek Yeteneklerle Gelecek

peryönzirve-210x300Bu sene onuncusu gerçekleştirilen Ege İnsan Yönetimi zirvesinin konusu Gelecek ve Yetenek’ti. İki gün boyunca bu konu çerçevesinde çok değerli konuşmacılar görüşlerini paylaştılar.

Kısa kısa almış olduğum notlara bakacak olursak:

Bu seneki açılış konuşmalarını Peryön Ege Şubesi Başkanı Serdar Kalaycıoğlu, Peryon Başkanı Yiğit Oğuz Duman, Prof. Dr. Murat Barkan ve Ender Yorgancılar gerçekleştirdi. Konudan uzaklaşmadan kısa ve sade konuşmaları ile “sayın… sayın…. sayın…. sayın…..” diye başlayan lafı uzattıkça uzatan konuşmalardan çok uzakta güzel bir açılış oldu.

İkinci oturum “Üniversitelerimizde Gelecek ve Yetenek” başlığı altında yapılırken sahnede yine Prof. Dr. Murat Barkan vardı. Açılış konuşmasında üniversite ve şirketler arasında olması gereken ilişkiden bahseden Murat Barkan oturumda özellikle bu konu üzerinde durdu. Hem eleştiri hem de özeleştiri yaptığı konuşmasında çözümün aslında ne kadar basit olduğunu akademisyenlerin, sanayicilerin, girişimcilerin ve bütün katılımcıların gözü önünde ortaya koydu: herkes taşın altına elini sokacak!

Daha sonra sahneye ESBAŞ CEO’su Dr. Faruk Güler ile Salim Kadıbeşegil çıktılar. Bu oturumda ise notlarım içerisinde en çok göze çarpanı ve Yetenek Yönetimi konusunda bir Türkiye gerçeğini anlatan  Dr. Faruk Güler’in cümlesi oldu: “İş dünyası yeteneğe davetkar bakmalı hatta üç numaralı bakışını atmalı. Halbuki iş dünyası şaşı bakıyor, şaşı değilse şehla bakıyor hatta  ‘seni yerim’ diye bakan şirketler var”

Günün merakla beklenen oturumu ise “Biz Yeteneği Nasıl Buluyoruz”du. Bu soruyu cevaplayanlar ise Ece Süeren Ok, Elif Sezgin ve Cavidan Özdemir’di. Cavidan Hanım trafik sebebiyle zirveye fiziken katılamasa da teknolojik bir çözümle oturuma dahil oldu. Oturum boyunca 3 konuşmacı şirketlerini yetenekler için nasıl cazibe merkezi haline getirdiklerini, işveren markalarını, çalışan bağlılığı ve kuşaklar ile ilgili çalışmalarını  katılımcılar ile şeffaf bir şekilde paylaştılar. Bu başlıklarla ilgili epey bir not aldım paylaşmak için fakat sonra konu öyle bir yere gitti ki diğer başlıkların üstüne çıktı. Konunun bir an da geldiği yer “engelli yetenekler”di. Türkiye gibi bir ülkede bir engellinin yaşamını sürdürmesi bile büyük bir yetenek gerektirirken iş hayatına atılmaları imkansıza yakın. Konuşmacılar yasal yükümlülüklerinin ötesinde yapmış olduklarını gurur ile anlatırken Ece Hanım “engellilerde var olan yeteneği, potansiyeli göz ardı etmemeliyiz, gerekli fiziki çalışma ortamlarını uygun hale getirip engellileri de iş hayatına dahil etmeliyiz” diyerek finali yaptı.

Günün finalini ise Sunay Akın yaptı. Salonu dolduran katılımcıların çoğu cuma günü saat 18:00’i dört gözle beklerken Sunay Akın konuşurken kimse saatine bile bakmadı.  Sunay Akın her şeyden bahsetti ve her şeyi de yeteneğe bağladı:) Fakat benim aklıma kalan en önemli başlıklardan biri “kütüphane”lerdi. Kitap okumak lazım ‘ı okuyanlar konu hakkında düşüncelerimi hatırlarlar. Kitap, kütüphane, şirket kelimelerini bir araya getirdiğimde ise aklıma stajlarımı yaptığım ve iş hayatına başladığım yer Muzer Makina geldi. Çünkü bir şahıs işletmesi olmasına rağmen kurulduğu ilk günden beri kütüphanesi olan bir yerdi Muzer Makina. Çeşitli dillerde mesleki kitapların yanı sıra edebi eserlerin bulunduğu bu kütüphaneden istediğiniz kitabı seçip okuyabiliyorsunuz. Hep şahıs/aile işletmelerinin olumsuzluklarından bahsederiz ama güzel şeylerde olmuyor değil. Boyutu ne olursa olsun her işletme kendi ufak kütüphanesini kurarak çalışanlarının gelişimlerine ciddi katkı sağlayabilir. “Yerimiz dar” diye bahane edenler ise yan hak olarak “kitap çeki” verebilir. Sonuçta gelecek sınırları belli olan bir aptal kutusu üzerine kurulamaz.

Güneşli ve sıcak bir İzmir günü olmasına rağmen katılımcıların hepsi ikinci gün yine salonda yerini almıştı. Konuşmacıların çoğu bu duruma şaşkınlığını dile getirirken en samimi itiraf Jan Michiel Meeuwsen’den geldi: ” Steward ile benim konuşmama bu kadar katılımcı olacağını beklemiyorduk, çoğunuzun gideceğini düşünüyorduk çünkü bizde böyle güzel haftasonlarında hemen bir trene atlayıp şehirden uzaklaşırız fakat siz buradasınız ve teşekkürler”.

2. günün oturumları İzgören Akademi’den Barış Kılıçarslan’ının interaktif sunumu ile başladı. Bazı noktalarda bu interaktiflik kontrol çıktı tabii ki 🙂 Konuşmasının bir yerinde “Herkes sağındaki ve solundakine sarılsın” dediğinde. Herkes dünden razı bir şekilde bir sağındakine bir solundakine benim gibi hızını alamayanlar arkalarındakine sarıldı. Önüme döndüğümde ise benden hızlı birisi Barış Bey’e sarılıyordu 🙂 Zirvenin konusu sebebi ile yetenekten epey bi’ örnek verdiği konuşmasında en akılda kalıcı cümle “İşinize yatırım yaparsanız para kazanırsınız, kendinize yatırım yaparsanız servet kazanırsınız” oldu.

Bir sonraki oturum Yasemin Akkozak Akbey’in moderatörlüğünde Demet Uyar, Toygan Pulat, Mert Emcan ve Zeynep Ulaşan’ın katılımı ile gerçekleşti. Mert Emcan, CEO’ların yeteneğe bakış açısını PwC’nin gerçekleştirmiş olduğu açıdan açıklarken, Demet Uyar’da bir coach olarak yeteneğin nasıl değerlendirilmesi konusuna değindi. Zeynep Ulaşan ve Toygan Pulat şirketlerinde yetenekler için neler yaptıklarını, hangi uygulamalarını hayata geçirdiklerini şeffaf bir şekilde anlatırken ilk günden beri merak ettiğim soruyu “Hep yetenekliler, peki ya yeteneksizler?” Toygan Pulat cevapladı: “Avon’da yeteneksiz kimse yoktur, herkesin farklı bir yeteneği vardır ve biz onları bu çünkü yeteneklerine göre sınıflandırır, yeteneklerini arttırmak için çaba harcarız”. Mert Emcan Pwc’nin araştırma sonuçlarını paylaşırken “CEO’lar öncelikli olarak eldeki yeteneğin değerlendirilmesini tercih ediyorlar sebep artan maliyetler” dediğinde oturum en can alıcı noktasına zemin hazırladığının farkında değildi. Çünkü sıra sorulara gelince katılımcılardan biri “Siz CEO olsanız yeteneğe mi önem verirsiniz yoksa maliyetlere mi?” diye sorduğunda bütün konuşmacıların aynı anda birbirine bakmasını sağladı 🙂

Öğleden sonraki oturumda ise Salih Ertör,  Lami Yağcılaroğlu ve Ahmet Süha Koçel sahnedeydi. Moderatör olarak da Dr. Barbaros Kon yerini almıştı. Ağırlıklı olarak şirketlerde yeteneğin nasıl bulunduğu, değerlendirildiği üzerine konuşulan oturumunda zirve boyunca ilk kez Lami Yağcılaroğlu sosyal medyanın gücünden bahsetti ve sosyal medya aracılığı ile nasıl yetenekleri çektiklerini anlattı.

Sonraki oturumda Towers Watson Kıdemli Danışmanı Steward Dyer ile TNO Yurtdışı Projeler Müdürü Jan Michiel Meeuwsen sahnedeydi. Steward Dyer konuşmasına “Gelecekte ne olacak, boşluklar nasıl doldurulacak?” diye başladığı konuşmasında yetenek yönetimini kariyer yönetimi bakış açısı ile anlattı. Konuşması içerisinde şeffaf bir şekilde İK süreçlerinin çalışanlar ile paylaşılmasının gerekliliğini aktardı. Özellikle çalışanlar ile kariyerlerinin nasıl olacağı konusunda bilgi verilmesinin ve bu yönde çalışanların kendilerini geliştirmelerine imkan sağlanmasının gerekliliğinden bahsetti. Jan Michiel Meeuwsen’de sahneye çıktığında konuşmasında “Do it yourself HRM” diyerek Steward Dyer’ı destekledi. Meeuwsen ayrıca çalışanların artık eskisi gibi olmadığını “worker 2.0” versiyonu ile karşı karşıya kalındığını bu yüzden de “manager 2.0” ihtiyaç duyulduğundan bahsederken geçen senenin zirve konusu olan ve gündemin popüler konularından biri olan XYZ Kuşaklarına bir atıfta bulundu.

Zirvenin finalini ise zirvelere alışık birisi olan Nasuh Mahruki ile yaptık. Yoğun geçen 2 günün ardından Nasuh Bey’in sunumu her şeyi özetlemişti. Geleceğe ulaşmak için içimizdeki yeteneği keşfetmeli ve bunu sabırla işlemeliyiz.

Organizasyona bütün olarak baktığımızda kusursuz bir saat gibi işledi. İkinci gün belki saat biraz geri kaldı ama kimse bu durumdan şikayetçi değildi. Hatta bazı oturumların süresi bana ne yazık ki yetmedi. Özellikle 3-4 kişiden oluşan oturumların süresinin daha fazla olmasını tercih ederdim.

Zirve boyunca benim için sürpriz olmayan nokta ise “sosyal medya kullanımı”ydı. Peryön Ege sosyal medyanın gücünü fark etmesine rağmen bence hala bu gücü etkin bir şekilde kullanamıyor. Önemli etkinliklerde canlanan sosyal medya hesapları ve bu hesaplarda yapılan paylaşımlar ne yazık ki genel sosyal medya kuralları ile bağdaşmıyor. Buna bağlı olarak da sosyal medya üzerinde paylaşım yapan kişi sayısı zirve boyunca bir elin parmaklarını geçemedi.

Bu küçük detayı saymazsak kesinlikle bu kusursuz  zirvede emeği geçen Peryön Ege Şubesi Başkanı Sayın Serdar Kalaycıoğlu‘na, Peryön Ege Yönetim Kurulu Üyeleri‘ne, Optimum Kulüp Üyeleri‘ne ve emeği geçen herkese geleceğe sağlamış oldukları katkılardan dolayı teşekkür ederim.

X. Ege İnsan Yönetimi Zirvesi

Ege Bölgesi’nin İnsan Kaynakları ve İş Hayatı üzerine gerçekleştirilen en önemli organizasyonlarından biri olan 10. Ege İnsan Yönetimi Zirvesi bu sene 20-21 Eylül 2013 tarihlerinde Yaşar Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.

Bu sene “Gelecek YETENEKLERLE Gelecek” sloganı ile yola çıkan Peryön Ege birbirinden değerli konuşmacılar ile geçmişten geleceğe çok güzel zirve hazırlamış.

Özellikle yaz tatillerini İzmir’de geçirmiş olan arkadaşları yine bekleriz. İzmir eylülde de güzel 😉

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Detayları aşağıdaki linkte bulabilirsiniz;

http://www.egeinsanyonetimizirvesi.com/