Şirketlerde Mizah

Mizah hayatımızın olmazsa olmaz bir parçasıdır.

Peki takım elbiseler içerisinde toplantıdan toplantıya koşturan beyaz yakalılar, tulumları içerisinde üretim sahasında çalışan işçiler günlerinin büyük çoğunluğunu geçirdiği ofislerde mizahsız mı yaşıyor? Tabii ki hayır. Ama bunun dengesinin kesinlikle iyi bir şekilde kurulması gerekir. Çünkü kantarın topuzu kaçtı mı işte o zaman huzursuzluk ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bence burada en önemli rol departman yöneticisine düşmektedir. Asıl işi “işi yönetmek” gibi görünse de yönetici aslında “insanları yönetir”. Bu durumda da iş dolaylı olarak yönetilir ve sonuçlandırılır.

Her işletme sıcak bir çalışma ortamı kurarak “işgören bağlılığı”nı arttırma çabasındadır. Bu aidiyet duygusunu kazandırmanın en iyi yollarından birisi de bence mizahtır. Çünkü insanlar sohbet etmeyi, eğlenmeyi  ve gülmeyi severler ve böyle sıcak bir ortamı bulan bir çalışan kolay kolay çalıştığı yerden ayrılmak istemez. Tabii ki çalışanın örgütsel bağlılığını etkileyen diğer unsurlarda bulunmaktadır ama mizah kesinlikle göz ardı edilmemelidir.

Şirketlerde mizaha nasıl yer verilir ve nasıl yönetilir? Bu soruların cevabını etkileyen iki önemli unsur bulunmaktadır. Birincisi örgüt kültürü ikincisi ise yöneticinin bakış açısıdır. Mizaha olumlu bir şekilde yaklaşan bir örgüt kültürünün bulunduğu şirkette bir de yönetici bu konuda anlayışlı ise gerçekten bir çalışan için keyifli bir çalışma ortamı yaratılmış olur. Ama yine de birkaç tüyo vermekte yarar var.

– İş arkadaşlarınızın aldığı ve/veya yolladığı karikatürlere göz atıp sizde okuyun ve gülün.

– Her ortamda her ofiste mutlaka komik birileri mutlaka vardır. Bırakın esprilerini yapsınlar.

– Espri ve/veya şaka yaparken sadece ofisten bir kişiye yüklenmeyin.

– İş arkadaşınız size şaka yaptığında mızıkçılık yapmayın ve sadece anın tadını çıkarın, gülün.

– Eşek şakaları çok risklidir. En iyisi hiç yapmamaktır.

– Yöneticilerde mutlaka ofisteki mizahın içerisinde olmalıdır.

– Kesinlikle dozunda bırakılmalı ve iş-mizah dengesi iyi kurulmalıdır.

–  Fıkra anlatmayı beceremiyorsanız kesinlikle anlatmayınız. Aksi takdirde şirkette “fıkrasına gülünmeyen adam” olmanız kaçınılmazdır.

Çil yavrusu teoremi

Literatürde  böyle bir teorem ile daha karşılaşmadım ama olma ihtimali de yüksek. Çünkü günlük hayatta olsun iş hayatında sıklıkla karşımıza çıkan bir durumu anlatıyor bu teorem.

Çocukluk yıllarınızdan hatırlarsınız mahallede sokak aralarında maç yaparken, yakar top oynarken, ip atlarken hatta çiğdem çitleyip kaldırımda otururken bile o sokakta oturan ve bu topluluktan rahatsız olan biri mutlaka vardır. Top bahçesine ya da balkonuna kaçtığı zaman herkes “çil yavrusu” gibi dağılır. Kimisi bir ağacın arkasına gizlenir kimisi bir arabanın. Topun akibeti tamamen ev sahibinin insafına kalmıştır.Yaz tatillerinde hele güneşin en tepede  olduğu saatlerde bir kaldırımda oturmuş arkadaşlarınızla çiğdem çitleyip gülüp eğlenirken bir anda başınızdan aşağı buz gibi döküldüğünde hiç başınızı kaldırmadan yine “çil yavrusu” gibi dağılırsınız. Çünkü orada kimin oturduğunu çok iyi biliyorsunuz.

Öğrencilik yıllarına geldiğinizde ise ilkokul, lise, üniversite hangisi olursa olsun mutlaka efsanevi bir hoca vardır. Hele üniversitedeki efsanevi hocanızın hikayelerini sözlüklerden öğrenirsiniz. Herhangi bir şekilde yakalanmak istemezsiniz. Çocukluk yıllarından elde ettiğiniz tecrübeler sayesinde de gözleriniz açıktır artık. Elde edilmiş tecrübeler ile artık başınıza bir şey gelmeden “çil yavrusu” gibi dağılmayı öğrenmişsinizdir. İş hayatınıza başladığınızda ise departman müdür olsun genel müdür olsun mutlaka bir otorite ile aynı durumu yaşarsınız. Bunları gözlemleyip çok eğlenebilirsiniz. İşte bazı örnekler;

-Koridorda üç beş arkadaş denk(!) gelmişsinizdir. Bir anda koridorun başında müdürünüz görünür. Hemen oradan masanıza doğru hızlıca yol alırsınız.

-Koridorda yine arkadaşlarla denk gelmiş iş hakkında(!) konuşuyorsunuzdur. Bu sefer koridorun başında üç tane müdür hatta genel müdür de görünür. İşte böyle bir anda herkes çil yavrusu gibi dağılır. Hatta bir keresinde dağılma sırasında elindeki kahveyi diğerinin üzerine döken çil yavrusu görmüşlüğüm vardır ki en eğlencelisi de kesinlikle budur.

-Ciddi tecrübeye sahip çil yavruları da vardır. Bunlar daima ellerinde evrak bulundurur. Gözleri her zaman etrafı kolaçan eder. Tehlikeyi sezdikleri anda ise en yakın masaya gidip bir şeyler sorarlar.

-Çil Yavrusu Teoremi’nin en etkin halini ise öğle yemeği sonrası uzatılan kahve sonrası sohbetleri sırasında gözlemleyebilirsiniz.

-İşte Kmart’tan canlı bir örnek 

One more cup of coffee

Başlığı görünce kesinlikle aklınıza güzel bir şarkı eşliğinde kahvenizi yudumlamak gelmiş olabilir. Fakat önce yazıyı okumanızı sonra dilinizde güzel bir melodi ile kahvenizi hazırlamanızı tavsiye ederim.

Biz İnsan Kaynakları Profesyonelleri genelde karakter itibari ile iletişime açık, konuşmayı seven, dinlemeyi bilen ve bağlantılarını uzun süre sağlıklı bir şekilde koruyabilen insanlarız. Ne yazik ki bazen tecrübe eksikliğinden bazen de iş yoğunluğu gibi sebeplerden dinlemeyi unutuyoruz. Kast ettiğim dinleme “diğer sandalyede oturanı dinlemek” değil, bütün organizasyonun söylediklerine kulaklarımızı, gösterdiklerine gözlerimizi kapatıp dinlememek. Vakti zamanında geceyi gündüze katarak ruh kattığınız organizasyon sadece dişlilerden oluşan bir makine haline gelmiştir. Eğer bu organizasyona ruh katan başkası ve siz onu devr almışsanız bunun vicdan muhasebesi de size kalıyor.

Çözüm basit, dinle! İster tek başınıza isterseniz ekip olarak dinlemek zorundasınız!

Çünkü o kafalarımızı gömdüğümüz projeler, süreçler, raporlar insan olmazsa bir işe yaramaz.  Elbetteki her ofisteki masalar boş durmayacak ya da makineler operatörsüz kalmayacak. Ama dinlenilmediğini hisseden çalışan ilk fırsatta elinde istifa dilekçesi ile karşınızda belirecek. Siz de diğer sandalyede oturanı dinleyeceksiniz.

Bu yüzden bir fincan kahve alın isteğe göre çay, süt, bitki veya meyve çayı. Hatta çayınızı kahvenizi kendiniz hazırlayarak oradaki insanlarla konuşmaya başlayın ilk. İsterseniz koridorda ayak üstü, isterseniz bir dolaba dayanmış ya da bir sandalyeye oturup insan ayırt etmeksizin ofis ofis gezerek, üretim hatlarında dolanarak insanları dinleyin. İyi bir dinleyici olmanın faydalarını mutlaka göreceksiniz ki bunlardan bazıları;

– İnsanlarla samimiyetiniz artar ve size güvenmeye başlarlar. Organizasyon içerisinde görmüş oldukları problemleri ve önerileri en kısa sürede size iletebileceklerini bilirler. Dinlemek Periyodik Memnuniyet Anket’i öncesi bazı iyileştirmeler yapmanız ve aksiyonlar alabilmenizi sağlar.

– Gerçekleştirmiş olduğunuz projelerin organizasyon içerisindeki etkisini en kısa sürede öğrenirsiniz. Üzerinde çalıştığınız dönemde projeniz size kusursuz gelmiş olabilir, pilot uygulama değerleri muhteşem olabilir fakat organizasyona uygulandığında aynı tepkileri alabilecek misiniz? Bu tepkileri de en iyi dinleyerek elde edersiniz.

– Sektörel tecrübeniz artar. Çalıştığınız sektörün uzmanlarını iyi dinlerseniz yıllar içerisinde görerek, araştırarak elde edeceğiniz bilgiyi daha kısa sürede elde edebilirsiniz. Tabii ki bu çalıştığınız sektörle ilgili haberleri okumayın, dergilere göz atmayın demek değildir. Kesinlikle çalıştığınız sektörü takip etmek ve bilmek gereklidir.

– Hayat dersleri çıkarırsınız. Özellikle çalıştığınız organizasyonunuzda Baby Boom’lar var ise mutlaka onlarla iletişim kurun ve anlattıklarını dinleyin. Bulundukları konum itibari ile BB’lere ulaşmak biraz zor olabilir ama anlattıkları bir hikayeye bile diğer. BB’lerden bahsetmişken X’leri de unutmamak lazım. Onların da ciddi tecrübeleri bulunmaktadır ve BB’lere göre daha kolay ulaşılabilirler bir konumdadırlar.

Artık güzel bir kahve zamanı.

Melodi tabii ki Bob Dylan’dan 😉