Karanlıkta Gökkuşağı

Birkaç saniye içinde gün ışığından zifiri karanlığa geçiş yaptığınızı düşünün, her yer karanlık! Birkaç dakika evvel güvenle atılan adımlardan eser kalmıyor. Elinizde bir bastonla bebek adımları atarak ilerleyebiliyorsunuz sadece. Sonra rehberiniz sizi alıp sandalyenize kadar eşlik ediyor.

“Önüme bir engel çıkar mı, çıkarsa ne yaparım, düşersem nasıl kalkarım? Peki kaç dakikadır ben buradayım? Burası nasıl bir mekan? Oturduğum sandalye sağlam mı, masanın şekli ne?” ve onlarca soru karanlığa adım atar atmaz kafamda dolanmaya başladı.

Mehmet Kızıltaş’ın daveti ve Hakan Elbir’in ev sahipliği yaptığı Karanlıkta Diyalog Blogger buluşması benim için böyle başladı. “Business in a box”ta bizleri ağırlayan Karanlıkta Diyalog ekibi, takım çalışması, iletişim ve liderlik konularının ön planda olduğu 3 küçük oyunla iş hayatı için çok önemli olan bu üç konuyu kısa sürede en etkili şekilde deneyimlememizi sağladılar.

Yaklaşık bir saat süren ziyaretimiz süresince zifiri karanlık bir odada hepimiz hiç olmadığımız kadar eşittik, en azından görme konusunda. Eşitlik bozulduğunda ise gözüme ilk çarpan rehberlerimizden birinin albino oluşuydu, karanlığa inat!

Ekibinizin empati, iletişim, takım çalışması ve liderlik üzerine bir eğitim almasını istiyorsanız mutlaka Gayrettepe Metro İstasyonu’nda yer alan Karanlıkta Diyalog’u ziyaret edin. İstanbul dışında olup maliyetten dert yananlara bilmem kaç bin liralık kalemlerinizi hatırlatırım!

Nazik davetleri için engelsizkariyer.com’un kurucusu Mehmet Kızıltaş’a ve kusursuz ev sahipliği için Hakan Elbir’e tekrar teşekkür ederim.

Eklenen yeni formatlarla farklı deneyimler yaşamak için

dialogistanbul.com‘u ziyaret edebilirsiniz.

dialoginthedark (2)

E-posta Savaşları

email3İş hayatının can damarlarından biridir E-posta. Mesai başlar başlamaz, hatta teknoloji sayesinde her an,  e-postalarımızı kontrol ederiz. Devamlı bir e-posta trafiği içerisinde geçer günümüz. Bu can damarı aslında bir iletişim aracıdır, daha fazlası değil. Yani bağlantınız koptuğunda, sistemde bir sorun yaşadığınız duman olmak bir sürü iletişim aracı mevcut 🙂

Fakat bazı profesyoneller e-postayı iletişim aracı yerine e-silah olarak kullanmayı tercih ediyorlar. E-postalarını bir silah gibi kullanıp yüz yüze geldiklerinde münazara bile edemeyeceği başka bir profesyonellere yolluyorlar. Hitap biçimi, kullanılan kelimeler ve fiiller gibi unsurlar e-silahın cephanesini oluşturuyor.

Bunun en klasik örneği bir e-posta trafiğinde aniden “bilgi sekmesi”nde üst düzey bir yöneticinin belirmesi. Bu klasik örneğin gelişmiş versiyonu ise “gizli sekmesi”ndeki üst yöneticinin ‘Ben buradayım’ demesi.

Benim karşılaştığım en canlı örnek ise departman yöneticisinin uzun dönem stajyere karşı departmandaki başka bir yöneticiye yollanmak üzere yazdırdığı e-posta sonrası yaşanan diyalog:

– Müdürüm yazdım, yollayım mı?

– Oku bakim… hımmm, yolla, yolla!

– Yolladım.

– Bak yarın nasıl karışacak ortalık, hele toplantı!

Yönetici toplantıya değil de sanki savaşa gidiyor (!)

Bazı kişiler hayatları boyunca hep agrasif bir şekilde iletişim kurmayı tercih etmiş olabilirler ama bu durum her zaman şirkete zarar verir. Bunun için temel iletişim eğitimleri, e-posta yazma kurallarının yanı sıra belirli gün ve saatlerde bu arkadaşların iletişim için e-posta yerine yüz yüze iletişim yöntemini tercih etmesi sağlanmalıdır.

İş Hayatındaki 2 Sihirli Cümle

Günlük hayat ve iş hayatı içerisinde ciddi öneme sahip iki cümle “Özür dilerim” ve “Teşekkür ederim”. Bir hatayı kabullenmek için özür dilemek ve aldığınız yardımın karşılığını nazikçe geri verebilmek için teşekkür etmek zor olmasa gerek. Ne yazık ki zor…

Bart Simpson sorryHalbuki herkes hata yapar. Hata yapmamak imkansızdır. Bu hata bazen başkasının kalemini almak, cevap vereceğiniz e-postayı unutmak ya da klasiklerden biri olan excel hatası olabilir. Bazen bu hatalar ya da hataların sonuçları bu kadar basit olmayabiliyor. Fakat bu noktada hatamızı inkar etmek, bahane sunmak hatta başkasını suçlamak çözüm değildir. Bu hataların çok basit bir çözümü var aslında; “özür dilemek”. Özür dilediğiniz zaman hem hatayı kabul ederseniz hem de çözüm için gönüllü olduğunuzu belirtmiş olursunuz.

İkinci sihirli cümle; Teşekkür ederim. Memnuniyeti ifade etme biçimidir teşekkür etmek. Bu memnuniyetin sebebi asansörü bekleten hiç tanımadığınız biri, sabah kahvemizi getiren personel ya da hasta olduğunuz zaman sizi ziyaret eden müdürünüz olabilir. Konumunuz ne olursa olsun teşekkür etmekten asla çekinmeyin. İçten bir şekilde ettiğiniz teşekkür ile en iyi motivasyon araçlarından birini kullandığınızı unutmayın.

Bu yazıyı okuyup paylaştığınız için….

400_F_38966262_oND9tI7H6mpzUcdxzOnzLYaRphPLTbf8

İşte Bütün Bunlar Hep Propaganda

Propaganda-Poor-Leonard1sep07Kitle iletişim araçlarını kullanarak belli bir düşünceyi kişi ya da gruplara benimsetme ve bu düşünceye uygun tutum geliştirme çabalarının tümüne propaganda adı verilmektedir.

Peki propaganda iyi midir, kötü müdür? Alain de Botton propaganda hakkında ‘Propaganda terimi herhangi bir doktrinin ya da inançlar bütününün tanıtılması anlamına gelir ve kendi başına olumsuz bir anlam taşımaz. Bu türden tanıtımların çoğunlukla iğrenç siyasi ya da ticari amaçlara hizmet için kullanılmış olması sözcüğün hatası değildir, yalnızca talihsizliktir. Bir sanatçı yarattığı yapıtın özelliklerini kullanarak bizi herhangi bir şeye doğru yönlendirmeyi amaçlıyorsa (yani belli bir amacı ya da fikri benimsememizi sağlamak için duyarlılığımızı artırmaya, zihnimizi açmaya çalışıyorsa), o yapıt bir propaganda aracıdır diyebiliriz.’ demiş.

images (1)

Bu açıdan baktığımızda propaganda hayatımızın her noktasında mevcut hatta bazı noktalarda bizler bile iş hayatında bazı tutumları değiştirmek için propagandaya başvuruyoruz. Ve propaganda aslında tahmin ettiğimizden çok güçlü bir “kitle imha silahı”. Yanlış ellere (bakınız: politikacılar) geçtiği zaman ciddi tehlike arz etmektedir.

Önemli bir kitle iletişim yöntemlerinden biri olan propagandanın hayatımızın içinde olmasına rağmen bir o kadarda kendisini hissettirmemesinin nedeni bence Goebbles’in Propaganda İlkeleri*. Nazi Almanyası’nın Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olan Goebbles’in notlarının düzenlenmesi ile ortaya çıkan on dokuz maddelik Propaganda İlkeleri:

  1. Propagandacı olaylar ve kitlenin görüşü hakkında bilgiye sahip olmalıdır.
  2. Propaganda tek bir otorite tarafından planlamalı ve uygulanmalıdır.
  3. Bir eylemin propagandasının sonuçları bu eylem gerçekleşmeden planlanmalıdır.
  4. Propaganda karşı düşünceli grubun düşünce yapısını ve tutumunu etkilemelidir.
  5. Propaganda için kullanıma hazır bilgi mutlaka bulundurulmalıdır.
  6. Propaganda dinleyicide merak uyandırmalı ve dikkat çekici iletişim araçları kullanılmalıdır.
  7. Propaganda malzemesinin doğru veya yanlış oluşu kaynağın güvenilirliğine bağlıdır.
  8. Karşı düşünceli gurubun propagandasının etkinliği, içeriği, amacı; açığa çıkanın etkisi ve kuvveti; mevcut propaganda kampanyasının doğası, karşı düşünceli grubun propagandasının görmezden mi geleceğini veya ret mi edeceğini belirler
  9. Kaynağın güvenilirliği, zekası ve olası etkileri propagandanın sansürlenebileceğini belirler.
  10. Karşı düşünceli grubun saygınlığı azaltılacağı zaman karşı düşüncenin propaganda malzemesi kullanılabilir.
  11. Kaynağı daha az güvenilir olan ve istenilmeyen etkiler bırakabilecek beyaz propaganda yerine siyah propaganda kullanılmalıdır
  12. Saygınlık sahibi liderler propagandanın işini kolaylaştırabilir.
  13. Propaganda zamanına dikkat edilmelidir.
  14. Propaganda mutlaka ilgi çekici ifade ve sloganlar ile desteklenmelidir.
  15. Uygulanan propaganda gelecekte ortaya çıkacak olaylarla yanlış umutları engellemeli
  16. Uygulanan propagandanın yaratacağı endişe uygun düzeyde tutulmalıdır.
  17. Uygulanan propaganda hayal kırıklığının etkisini azaltmalıdır.
  18. Propaganda mutlaka nefret hedeflerini belirleyip saldırıların yer değiştirmesine yardımcı olmalıdır.
  19. Propaganda karşı düşüncenin tutumunu hemen etkileyemez; bunun yerine başka bir eylem ve/veya yol belirlenmelidir.

propaganda1

Peki propagandaya karşı savunma mekanizmaları nasıl işler? İşte propagandaya direnme yolları:

  • Kabul etmeme: En basit yöntem, kabul ettirilmek istenilen düşünceyi red etmek.
  • Kaynağı kötülemek: Burada düşünceden ziyade “kaynağa” saldırıda bulunarak kaynaktan gelecek her türlü bilginin güvenilmez olabileceği imajı oluşturulur.
  • Verilen mesajın anlamını değiştirmek: Burada kabul ettirilmek istenilen düşünceyi kıvrak bir zeka hamlesi kendi propaganda malzemeniz haline getirebilirsiniz.
  • Mantığa bürünme: Kabul ettirilmek düşüncedeki mantıksal küçük boşlukları kullanarak savunma mekanizması oluşturulabilir (-sigara sağlığa zararlıdır. – ben light sigara içiyorum)
  • Karşıt görüş ile çürütmek: En ideal yöntemdir. Kabul ettirilmek istenilen düşünce güçlü argümanlar yardımı ile bertaraf edilir. Burada kişinin konuya hakim olması önemlidir. Çünkü karşı taraftan gelebilecek savunmalara karşı hazırlıklı olması şarttır.

Propaganda esasında iletişim yöntemlerinden sadece biridir. Etkinliği sebebiyle de pek gün yüzü gören bir bir kavram değildir ama kesinlikle araştırılması ve öğrenilmesi gereken bir kavram olduğunu düşünüyorum.

*Doob  , L. W.  ( 1950 ) Goebbels’ Principles of Propaganda .Oxford University Press on Behalf of the American Association for Public Opinion Research  -JSTOR database-

Önce Her Şey Bir Gaz Bulutuydu…

… sonra hayat başladı!!!

Nasıl devam edecek hala belirsiz ama artık umut var. Bir filiz gibi insanların içinde yeşerdi ve büyümeye devam ediyor.

Gezi Park Direnişi ile başlayıp bir “diriliş” haline gelen bu süreci anlatan bir yazı yazmak isterdim ama bence bu süreci bize en iyi yine sosyal medya anlatacaktır.

Araştırmaya, anlamaya, anlatma ve üretmeye devam.

Fotor0707162159

İş Hayatında Y Kuşağını Anlamak İçin…

311941sasirmak-120[1]Yıllardır Y Kuşağı ile iç içesiniz fakat onu anlamak iş hayatınıza girmesini mi beklediniz? Tabii ki hayır. Çocuğunuz, kardeşiniz, yeğeniniz olsun hep etrafınızda idi Y Kuşağı. Onunla her zaman etkileşim halinde idiniz. Onu büyüttünüz, sevincini,üzüntüsünü paylaştınız, kimi zaman maç yaptınız kimi zaman maça gittiniz, yeri geldi tartıştınız yeri geldi süprizleriniz ile onu şaşırttınız. Fakat iş hayatına girdiğinde şaşırdınız!

-Kimdi bunlar?

– Y Kuşağı !Why__by_alvaramorrigan

– Nereden çıktı peki bunlar?

– Onlar 1980’den beri vardı!

– Neden böyle davranıyorlar?

– Çünkü onlar Y Kuşağı !

Onları anlamak için eğitimlere gittiniz, kitaplar, makaleler okudunuz. Peki hala Y Kuşağını anlayamıyor musunuz? Boşverin o zaman, çünkü siz hayatın odağı olan “insan”dan çok uzaklara gitmişsiniz. Siz kariyer peşinde koşarken bir kuşak yanıbaşınızda filizlendi, büyüdü, kocaman bir ağaç oldu ve artık meyve veriyor.

Y Kuşağı’nı fark etmeniz ve onunla ilgilenmenizin tek sebebi yine kariyeriniz (!) ise gerçekten boşverin, yormayın kendinizi. Çünkü, Y Kuşağı ile zorlanmadan iletişim kurabilen, onunla Rock konserlerine giden, voleybol maçını izleyen yani onları anlayabilen bir X Kuşağı rakibiniz var.

Hayatın odağı olan “insan”dan uzaklaşmadığımız sürece her kuşağı anlayabiliriz.

Kaçın!!! Y Kuşağı Geliyor!!!

Herkes bir kuşak tutturmuş gidiyor. Hangi firmayı araştırsam kuşaklar konusunda uzman(!) birileri eğitim veriyor. Bu eğitimlerin genel teması “Y Kuşağını Anlamak” olarak belirtilse de eğitim içeriği genelde “Y Kuşağına Karşı Kendiniz Savunma Sanatı” şeklinde oluyor. Bunun sebebi bence eğitimsiz eğitmenlerden kaynaklanıyor.

Bu yüzden bir Y Kuşağı temsilcisi olarak size “Y Kuşağını anlayabilmeniz” için bir kaç tüyo vereceğim.

  • Y Kuşağının ilk temsilcileri de siyah önlük giydi, hepsi mavi boncuk değildi.
  • Çoğu okul hayatlarının ilk yıllarında 3 kişilik sınıflarda okudu, sınıftan biri bitlendi mi hepsi bitlenirdi.
  • Y Kuşağının bindiği otobüslerde bilet de kullanılırdı sigara da
  • Y Kuşağı “tek kanallı dönemi” görmemiş olabilirler ama eve alınan “renkli televizyon” için yapılan kutlamaları hatırlarlar.
  • Y Kuşağı temsilcileri “ilk özel televizyon kanalı”nın açılışına, her yılbaşında yaşanan “dansöz yarışı”na şahit oldukları gibi “korsan radyo”ları da hatırlarlar.
  • Cep telefonu yokken Y Kuşağı, PTT Telefon Jetonu ve Telefon Kartları vardı.
  • Y Kuşağında bulunan azınlıkta bir kesimin Commodore 64’ü vardı.
  • Y Kuşağı sokaklarda büyüdü; birdirbir, saklambaç, yağ satarım bal satarım, yakar top oynadı.

Eğitimlerde genelde Y Kuşağının 1990 sonrası doğan temsilcilerinden bahsedilir ve bu neslin bütün özellikleri Y Kuşağı için genelleştirilir. Halbuki I. Nesil Y Kuşağı’nın biraz daha farklı bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorum.

generation-yI. Nesil Y Kuşağı temsilcileri:

  • Tecrübeye saygıları var, iş hayatında yükselebilmek için dirsek çürütmek zorunda olduklarının bilincindeler,
  • Bayramlarda aile büyüklerini ziyarete gönüllü olarak giden I. Nesil “sadakat”larının sorgulanmasını sevmiyor,
  • Herkes gibi rahat bir çalışma ortamı istiyor ama olmadığında hemen istifa etmiyor,
  • Teknolojiye çabuk adapte olabiliyorlar ama onlarda X Kuşağı gibi teknolojinin hızına hayret ediyorlar,
  • Duyarsız değiller; üzerinde yaşadıkları dünyaya, ait oldukları topluma, çalıştıkları iş yerine karşı.

Y Kuşağını anlamaya çalışmadan önce hangi yılda doğduğuna dikkat etmekte yarar var çünkü 1999 yılında doğan ile 1980 yılında doğan kuşak temsilcileri arasında ciddi bir fark var.