Kimdi Giden Kimdi Kalan

Çoğu okuyucunun  bildiği “Çalışanlar, şirketlerini değil yöneticilerini terk eder” şeklinde bir deyiş vardır. Genelde bu deyişi kendimiz ile özdeşleştirir ve istifa ederek ayrıldığımız şirketleri düşünür ve suçu o dönem ki yöneticimizde arar ve genelde de buluruz.

Şimdi bu deyişi birkaç pozisyon yukarısı için değerlendirelim. Organizasyon yapınızda bulunduğunuz yere göre ayrılan kişi sizin müdürünüz, koordinatörünüz, direktörünüz hatta genel müdürünüz bile olabilir. Bu pozisyondaki kişinin emekliliği gelmiş olabilir, iyi bir teklifi değerlendirmiştir veya  o da sizin yaptığınız gibi sadece istifa etmiştir.

Eğer yöneticiniz terk edilecek bir yönetici ise iş hayatınızdaki büyük ikilemden sizi kendisi kurtarmıştır. Mutlu ve mesut bir şekilde şirketinizde çalışmaya devam edebilirsiniz. Tabii ki unutmamak lazım gelen gideni aratır.

Asıl problem,  terk etmek istemediğiniz bir yöneticinin şirketten ayrılmasıdır. Bu durumda elinizden ne yazık ki bir şey gelmez. İş hayatının dinamikleri içerisinde normal karşılanan bu durum size duygusal gelse dahi yola devam etmek gerek.

Eğer ki böyle bir yönetici ile çalışıyorsanız onun günlük hayata ve iş hayatına dair tecrübelerinden faydalanmak için her türlü fırsatı yaratın.

Son söz, giden yönetici sizin şirkette kalmanız için tek sebep ise vakit şirketi terk etme vaktidir.

how-to-quit-your-job

SUIT UP!

Kurumsallık sağ olsun çok fazla düşünmez beyaz yakalı yarın ne giyeceğini. Çünkü sınırlar çizilmiştir. Artık saçı, sakalı, eteğinin boyu, gömleğinin rengi, küpesi bile kurumsal(!). Bu konu ile ilgili söylenecek çok şey olmasına rağmen odaklanmak istediğim konu giydiğimiz kıyafet mi yoksa yaptığımız iş mi önemli?

jdin456lKüresel ekonomi içerisinde çalışanlara “out of box” anlayışı ile farklı düşünün derken diğer açıdan kıyafet yönetmelikleri ile çalışanları sınırların içine hapsetmek ne yaman çelişki! Yapılan işin başarısını giyilen takım elbisenin belirlediğini düşünüyorsanız o zaman takım elbiseleri işe almamız gerekli.

Sınırları kaldırmak da ne yazık ki çözüm değil. Çünkü burada insandan bahsediyoruz. Değişken bir yapıya sahip olan insanoğlu sizi çok şaşırtan kıyafetlerle işe gelebilme potansiyeline sahip olduğundan yasakların yönetimi yerine özgürlüklerin yönetimine odaklanılmalı ve “free friday”larin artık beyaz yakalı için yeterli olmadığını kabul etmemiz gerek.

insan kaynakları kıyafet yönetmeliği

Katılım Belgesi Verilecektir

Aşağıda uniaktivite.com için yazmış olduğum yazıyı okuduğunuzda aklınıza ilk bakışta üniversite öğrencileri gelse dahi iş hayatında bulunan herkes için geçerli bir yazı olduğunu hatırlatmam lazım. Çünkü aldığımız eğitimler bir katılım belgesinden daha fazlası!

İK’cı olarak üniversite öğrencilerine her zaman akademik eğitimlerinin yanı sıra kariyer hedeflerine uygun eğitimler almalarını da tavsiye ederim. İş bulmanın giderek güçleştiği günümüzde zaten üniversite öğrencileri de kendilerine değer katmak adına  bu tür eğitimlere gidiyorlar.

Fakat bazı öğrenciler bu eğitimleri sadece CV’ye yazabilecekleri bir madde olarak görüyorlar. Onlar için önemli olan eğitimin sonunda “katılım belgesi” alabilmek. Buna bağlı olarak oluşturulan CV’ler ile yapmış oldukları başvurulara olumlu geri dönüş bekleyen yeni mezunlar ne yazık ki yanılıyorlar.

Çünkü İK’cılar ve bölüm yöneticileri yeni mezun olsun olmasın bütün adayların almış olduğu eğitimleri mülakat sırasında sorguluyorlar. Tecrübeli adaylar genelde bu durumun farkında olduklarından dolayı CV’lerini buna göre düzenliyorlar. Üniversite öğrencilerinin bu durumu acı tecrübelerle öğrenmemeleri için nacizane birkaç tavsiyem bulunmaktadır:

Tavsiyeler için Üniaktivite Blog sayfasını ziyaret ediniz.

Hangi İK Uzmanlık Programı?

İnsan Kaynakları alanında çalışmak isteyen herkesin yolu bir şekilde İK Uzmanlık Sertifika Programları ile kesişiyor. Bunun nedeni olarak akademik anlamda yeterli alt yapının olmaması ve teori ile pratik arasındaki uçurum gösterilebilir. Bu yazı ile İK Uzmanlık Sertifika Programına katılmak isteyenlere önemli gördüğüm noktaları açıklayıp kararı yine size bırakacağım.

Seminerler: İK Uzmanlık Programları yaklaşık 100 saat olur ve bazı firmalar düzenlemiş oldukları birkaç saatlik seminerlere de aynı isim ile piyasaya sürerler. Böyle bir konu için 6 saat yetersiz olup sadece fragman tadındadır. Seminerlere gitmeyin demiyorum ama beklentiniz de çok yüksek olmasın.

Bilinirlilik: Seçtiğiniz kurumun tanınırlılığının kariyerinize en önemli katkısını şehir değişikliği yaşadığınızda olacaktır. Bu yüzden Türkiye’de bulunan seçkin üniversitelerin ve eğitim kurumlarını da mutlaka tercih listenizin içine almalısınız.

Maliyet: Alınacak her eğitimde önemli bir unsur olarak maliyet karşımıza çıkar ama unutmamak gerekir ki eğitim demek yatırım demektir. Kısa ve/veya uzun vade içerisinde bu yatırımınızın karşılığını alacağınızı düşünürsek maliyetten kaçınmamak gerek.

Devlet Destekli Programlar: Bazı programlara katılım Kalkınma Ajansı, Kosgeb vb. kurumların desteği  ile daha düşük maliyetli olmaktadır. Eğer bir kobi vb. çalışanı değilseniz tercihlerinizi pek etkilemeyeceği gibi kobi çalışanı olsanız dahi tercih yaparken en önemli kıstasınız bu olmalı çünkü daha öncede söylediğim gibi kendinize yatırım yapıyorsunuz.

MEB Onaylı Sertifikalar: Bazı eğitim kurumları katılım ve başarı sertifikalarını MEB onaylı olarak veriyorlar. Bu eğitim kurumları için bir şey söyleyemem ama eğitim sisteminin bu kadar kötü olduğu bir ülkede Milli Eğitim Bakanlığı onaylı bir sertifika ironik olur.

Eğitmenler: Piyasadaki programlara baktığınız takdirde 2 tip eğitmen göreceksiniz. Bunlarda ilk grup akademisyenler iken diğer grupta ise profesyoneller bulunmaktadır. Programın verimliliğini ise bu eğitimcilerin dağılımı belirleyecektir. Eğer akademisyen ağırlık bir programa katılırsanız teorik bilgi ile dolu bir programı bitireceksiniz. Diğer yandan profesyonel ağırlıklı bir programa katılırsanız pratik bilgi ile dolu bir programı bitireceksiniz.  Bence %30 akademik, %70 profesyonel bir eğitmen kadrosu ideal. Sonuçta öğrendiklerinizi hep iş hayatında kullanmayı amaçladığınız için bunları uygulamacılardan öğrenmek daha büyük avantaj. Bazı programlarda hiç akademisyen olmayabilir. Bunu seçmek tamamen sizin tercihiniz olup hafızanızı tazelemek açısından akademisyenlerin de bulunduğu eğitimleri tavsiye ederim.

Eğitimlerle ilgili ikinci önemli husus ise kim olduklarıdır. Eğitim kurumlarından aldığınız eğitmen listesindeki isimleri mutlaka sosyal medyada araştırın akademik ve profesyonel geçmişleri verilecek eğitimin kalitesi konusunda ipucu verebilir.

Güncel Konular: İK uygulamaları olarak dünyanın 10-20 sene arkasından dahi gelsek en azından ülke genelindeki güncel İK uygulamalarının yer aldığı programın seçilmesi sizin için büyük avantaj olacaktır. Örneğin, sosyal medya ve işveren markası gibi başlıkların olmadığı bir İK Sertifika Programı sizin için işlevsel olmayacaktır.

Hala en iyi İK Uzmanlık Programı hangisi diye soruyorsanız? Tabii ki içinde benimde bulunduğum İK Uzmanlık Programı en iyisidir :]

Dikensiz Gül Bahçesi Olmaz…

Beraber çalışmaktan keyif aldığım yöneticimin yeni işbaşı yapan arkadaşlarımızla tanışma toplantısında kullandığı bir metafordur “dikensiz gül bahçesi olmaz”. İlk başlarda bende tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım o heyecan ile fakat ilerleyen dönemlerde karşılaştığım zorluklar bana hep bu metaforu hatırlattı.

Yeni bir şirkette işe başlayan herkes eskiden şikayet ettiği her şeyi geride bıraktığını düşünür. Bunlar, yönetici-mesai arkadaşları ile ilişkiler, ağır iş yükü, sistemsizliğin sistem haline gelmesi, kişisel gelişimin desteklenmemesi, kariyer imkanlarının kısıtlı olması, ücret yetersizliği, servisin güzergahı, yemeğin yağı vb. olarak uzar da gider. Ama siz bu problemlerden çok uzaktasınız.  Taa ki cicim ayları bitene kadar. Yeni şirketinizin dikenleri yavaş yavaş derinize değmeye başlar.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Her iş yerinde sizi rahatsız eden insanlar, alışık olmadığınız prosedürler, beğenmediğiniz uygulamalar olabilir.  Bunlardan kaçmanız biraz zor görünüyor. Bu sebeple elinize bir iki diken battı diye pes etmek olmaz ama kan gövdeyi götürüyorsa yanlış yerdesiniz demektir.