Beyaz Yakalı Yeşil Dünya’nı Koru!

Geçtiğimiz günlerde  Japon Yönetmen Kouki Tange‘nin Türkçe olarak “nükleer santrale alışmayın” mesajı verdiği video sosyal paylaşım sitelerinde hızla yayıldı. Vakti zamanında elinde bir fotoğraf makinesi ile ülkemizi gezen bu Japon’un videosunu mutlaka izlemelisiniz.

Sadece izlemek ne yazık ki yeterli değil beyaz yakalı! Kimse senden kendini bir yerlere zincirlemeni istemiyor. Sadece tükettiklerine biraz dikkat etmen yeterli.  İşte aklıma gelen birkaç öneri:

  •  Müsvette olarak ayırdığın kağıtları lütfen kullanın. Müsvette kağıt klasik bir örnek ama kim yerinden kalkıp yazıcıdaki kağıdı değiştiriyor? O zaman ofisine sadece müsvette  ayrı bir yazıcı ekle beyaz yakalı.
  • Geri dönüşüme önem ver. Sadece ofis içinde değil günlük hayatının içinde de atıkların ayrıştırılmasını sağla.
  • Bilgisayarını uzun süre kullanmayacaksan ofisten çıkarken kapatmayı ihmal etme.
  • Eğer bir super hero olarak aniden ofise gelip dünyayı kurtarman gerektiğinden dolayı bilgisayarını kapatamıyorsan uyku moduna al ya da ekranını kapat beyaz yakalı
  • Unutma doğal ışığı kullanabilecek şekilde ofis yerleşimi gereksiz enerji harcamanın önüne geçer.
  • Enerji tasarruflu aydınlatma sistemleri kullanılsa dahi ofislerde ve koridorlarda kullanılan ışıklandırmanın minimize edilmesini sağlayabilirsin.
  • Lavabolarda fotoselli musluk kullanımı ile kayıpların önüne geçebiliriz. Hatta biraz vananın kısılmasını sağlarsanız da fena olmaz :]

En önemli nokta bu geliştirilebilir önerilerin eğitimler ile ofislerin, fabrikaların ve plazaların dışına çıkmasının sağlanması!

yeşil_436532

23 Nisan – Bırakınız Eğlensinler…..

Bırakınız koşsunlar, bırakınız eğlensinler, bırakınız gülsünler.*

*Adam Smith’in Laissez faire ilkesinden esinlenilmiştir. Tamamı “laissez faire, laissez aller, laissez passer olup Türkçe’ye “bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler” şeklinde çevrilmektedir.

Bilginin Paha Biçilmezliği

Aşağıdaki yazı sosyal medyadan alıntıdır.

“Fabrikada imalat hattındaki çok önemli ana makinelerden biri arızalanınca fabrikadaki tüm üretim de durdu. Mevcut teknisyenler makineyi çalıştırmak için uğraştılar, ancak ne yaptılarsa nafile, bir türlü başaramadılar.Sonunda dışarıdan bir uzman çağırdılar. Uzman gelip makineyi inceledi. Duruma baktı. Sonra çantasından bir çekiş çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin belli bir noktasına elindeki çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalışmaya başladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Fabrika tekrar çalışmaya başladı. Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi: ‘Hizmet bedeli karşılığı 1.000 USD”. Fabrika müdürü faturaya çok kızdı. Tepesi attı. Bir çekiç darbesi için bin doları çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi. Uzmandan bir gün sonra aşağıdaki detaylı fatura geldi.

Makineye çekiçle vurma bedeli…………………..1 dolar
Nereye vuracağını bilme bedeli…………………..999 dolar
Toplam………………………………………………1000 dolar”Ahsap-cekic-Oyunu_3100_1

Ödüllü Şirketlerden Tüyolar-2013

Geçen sene olduğu gibi bu senede Peryön tarafından gerçekleştirilen İnsan Yönetimi Ödülleri’nin sahibi olan firmalar uygulamalarını ve tecrübelerini insan kaynakları profesyonelleri ile paylaşacaklar.

21. İnsan Yönetimi Kongresi‘nde ödül alan uygulamalardan bazılarının sunumlarına katılma fırsatı bulmuş birisi olarak “ilham” alabileceğiniz bu fırsatı kaçırmamanızı öneririm. Burada özellikle ‘ilhama’ vurgu yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü İK uygulamalarında kopyala-yapıştır yönetimini tercih eden meslektaşlarımın(!) ezberi bu etkinlikte bozulacak. Ödüllü Firmalardan Tüyolar-2012‘e katılanlar ne demek istediğimi büyük ihtimalle anlaşmıştır. Anlamayanlarla 9 Mayıs’ta görüşmek üzere… Kayıt olmak için tıklayınız.

odul2013k

Bağzı Danışmanlık Firmaları

2013 yılının ilk ayları profesyonel işsizim olduğum bir dönemde (freelance consultant falan değil bildiğiniz işim yoktu)  X Danışmanlık şirketinin asistanı ısrarla beni İstanbul’a bir mülakata davet etti. Biraz sohbet edip müşterileri olan firmanın paylaşamayacağı ismini öğrendikten sonra görüşme tarihini ve saatini belirleyip biletimi alıp programımı yaptım. Sonra hem danışmanlık firmasını hem de müşterileri olan firmayı detaylı bir şekilde araştırdım. Adım adım ilerlemek için öncelikli olarak danışmanlık şirketini araştırdım sonrasında ise müşterileri olan firmayı.

Google sayesinde yurt dışı kaynaklı danışmanlık firması ile tahmin ettiğimden fazla dökuman buldum. Özellikle ülke müdürünün röportajlarının çarşaf çarşaf yayımlandığı dergileri okuyarak mülakatçı hakkında fikir sahibi oldum. Fikrim kısa ve netti “Sağlam bir görüşme beni bekliyor”.

Ne yazık ki sıra mülakata gelince çarşaf çarşaf röportaj veren o ülke müdürünün esamesi okunmuyordu. Mülakat öncesi eksik bilgiden, karşılamaya, zamanlamadan, ego sorunsalı gibi bütün hatalar üst üste gelerek mülakatın kötü olarak değerlendirmeme sebep oldu. Süreç içerisinde bir daha benzer bir durumla karşılaşmamak için de mülakat sonunda kibarca pozisyon ile artık ilgilenmediğimi karşı tarafa ilettim.

Aslında hikaye çok uzun ama sonuç malum “danışmanlık firmaları mülakattan” anlamıyor(!). Bu konuda hemfikir olduğumuza inanıyorum. Çünkü hangi İK’cı ile konuşsam hepsi danışmanlık firmalarındaki meslektaşlarına ateş püskürüyor. “Örgüt kültürünü bilmiyorlar, işletmenin ruhunu kabullenmiyorlar, kelle başı para alıyorlar…” şeklinde serzenişlerle istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.

Diğer taraftan işe alım sürecini çok iyi yürüten danışmanlık firmaları sayfalarca reklam vermiyorlar ama işlerini düzgün yapıyorlar, her işte olduğu gibi! İşte bu yüzden artık “danışmanlık firmaları mülakattan” anlamıyor diyemiyorum. Her sektörde ve her şirkette olduğu gibi iyi ile kötünün bir arada olduğunu unutmamak lazım.

Tek anlayamadığım nokta özellikle şirketlerde çalışan İK’cıların danışmanlık firmalarındaki meslektaşları ile alıp veremedikleri nedir? Sadece bir mülakat mı?

Neden “bazı” değilde “bağzı” yazıldığını anlamak için tıklayınız. Detaylı bilgi için yorumlara bakınız.

Yöneticilere Mülakat Tavsiyeleri

İç ses: Bir şekilde başlayayım sonra bağlarım (BAĞLADI).

İK’nın değerlendirilmesini okuyun: Aynı soruları sorarak hem adayı sıkmamış olursunuz hem de değerli vaktinizi iş odaklı sorular için harcayabilirsiniz.

Adayı bekletmeyin: Erkenden geldiğiniz mülakatın başlamasını beklemek için sizin için ne ifade ediyorsa aday içinde aynı şeyi ifade ettiğini unutmayın. Zamanını yönetemeyen bir yönetici misiniz yoksa?

Şık giyinin: İki dirhem bir çekirdek görüşmeye gelen adayın karşısına kot pantolonla çıkmak sizi asla “cool” yapmaz.

Görüşmeyi asla odanızda yapmayın: Tercihen görüşme odasında yoksa toplantı odasında yapmanız görüşmenin kesilmemesi için önemlidir. Çünkü kendi odanız ile han kapısı arasında pek fark yoktur. Ama görüşme odasının ve toplantı odasının görünmez muhafızları vardır.

Telefonunuzu yanınıza almayın: “Pardon, bu önemli” yöneticilerin mülakat sırasında kurdukları ortak cümledir. Burada yöneticinin kendi kendine sorması gereken soru ise “Bana en son zaman önemsiz bir çağrı/mesaj/mail geldi?” olmalı. Ayrıca yönettiğiniz bölüm siz olmadan, size bir şey sormadan 1 saat çalışamıyorsa zaten ortada çok daha büyük bir yanlış vardır. Son olarak gerçekten önemli bir şey var ise hangi deliğe girerseniz girin sizi bulurlar :]

Egonuzu kapının dışında bırakın: Mülakat sizin egonuzu tatmin etmek için düzenlenmiş bir organizasyon değil. Lütfen kendinizi, kariyerinizi, eşinizin kariyerine katkınızı, bahçenizdeki gülleri anlatmaktan vazgeçin.

Yönlendirici sorular: Adaya cevaplarını altın tepsi ile sunduğunuz sorular sormaktan kesinlikle sakının.

Ön yargılarınızdan arının: Özellikle belirli okul ve/veya şirketlerin zihninizde oluşturmuş olduğu imajı bir köşeye bırakın adayı sadece aday olarak değerlendirin. Zaten mezun olduğu okulun ve çalışmış olduğu şirketin (varsa) izlerini mülakat sırasında bulacaksınız. Dil, din, ırk vb. ön yargıları zaten hayatınızdan çıkarmış olduğunuzu varsayıyorum.

Dinleyici olun: Egonuzu kapının dışında bıraktığınız zaman zaten karşı tarafı dinlemek için bol bol zamanınız olacak ama iyi bir dinleyici olmanız ve cümle aralarına gizlenmiş olan detayları kaçırmamanız için pür dikkat adaya odaklanmanız gerektiğini unutmayın.

Duygusal kararlar: Görüşme sohbet havasında geçmeli ama asla sohbet olmamalı. Eğer görüşme sohbet havasından sohbete doğru gittiğinde kontrolü kaybettiğinizi fark etmezseniz kendinizi adayın hayat hikayesini dinlerken bulabilirsiniz. Bu da sizin vereceğiniz kararın duygusallaşmasına sebep olabilir, sonuçta hepimiz insanız.

Kartvizit vermeyin: Eğer işe alım sürecini bi’lfiil takip etmeyecekseniz adaya sakın kartınızı vermeyin. Çünkü kartınızı verdiğiniz andan itibaren görüşme ile ilgili süreçten aday her zaman sizinle irtibata geçmeye çalışacaktır.

Eğitim talep edin: Yıllarca aday şapkası ile mülakatlara girmiş olsanız dahi masanın diğer tarafında süreç kesinlikle farklı bu yüzden mülakat teknikleri ile ilgili bir eğitim talep etmeniz yukarıdaki hataları minimize edecektir.

Yukarıdaki nacizane tavsiyelerim aslında sırf yöneticiler için geçerli olmayıp mülakata giren her pozisyondaki mülakatçının işene yarayacak türden olduğuna inanıyorum. Ama yöneticilerin bu tavsiyeleri ciddiye almasında fayda var çünkü her gün mülakata giren işe alım uzmanının mülakat tecrübesi (ik dışındaki) bir yöneticiden daha fazla olabilir. Bu yüzden birkaç ipucunun kimseye zararı olmaz aksine adaya, size ve şirketine fayda sağlar.