Dikkat Yaz Geldi!

Küresel ısınmayı göz önünde bulundurursak artık bahar mevsimi sadece bir kaç gün sürecek ve hemen ardından yaz gelecek. Yazın eli kulağında!

İK’cılar tekrardan yıllık izin planlarını kontrol etmeye, tarih belirtmeyenleri rahatsız etmeye, İK Müdür’leri de diğer departman yöneticilerini uyarmaya başladı. Koca bir yılın yorgunluğunu atma zamanı artık geldi.

Hangi pozisyonda olursa olsun çalışanın mutlaka yıllık izne çıkması gereklidir. Yıllık izin yasal zorunluluktur, iş sözleşmesi fesh edilirken şirkete maliyet olur vs. vs. demeyeceğim. Yıllık izne çıkılmalıdır çünkü bu bir zorunlu ihtiyaçtır. Eğer mümkün ise hem yazın hem de kışın bu zorunlu ihtiyacın giderilmesi gereklidir.

Yıl içerisinde tutturulmaya çalışılan hedefler, fesh edilen sözleşmeler, müdürün kaprisleri, mesai arkadaşının nazı, kaçırılan uçaklar, kar kış kıyamet derken, aile işleri, gönül işleri, evin taksidi, arabanın lastiği….. yıl boyunca uyumadığımız her an kafamızda mutlaka bir sorunlar/çözümler yumağı var. Hatta bu sorunlar bazılarımızın uykusunu kaçırabilecek boyutta.

Uykularınızın kaçmaması,işe giderken “ayaklarımızın geri geri” gitmemesi, sevdiğimiz işimizden nefret etmemiz, aile ve sosyal ilişkilerimizin yıpranmaması için mutlaka yıllık izne çıkınız ve astlarınınızında çıkmasını sağlayınız.

yaz tatili

Çıkışlı İnişli Kariyer: Nikola Tesla

21. yüzyılın başarılı ilizyonistlerinden Marco Tempest altı dakikalık farklı ve etkili sunumu ile Nikola Tesla’nın çıkışlı inişli kariyerine bizler için özetliyor.

Hem Tesla’nın sahip olduğu çıkışlı-inişli (!) kariyeri hem de Tempest’in farklı sunumu sebebiyle izlemenizi tavsiye edeceğim bir TEDtalks videosu. Türkçe alt yazılı izlemek için buraya tıklayınız.

En İyi Mülakatçı En Kötü Mülakatı Yaşayandır

Bir ik/işe alım uzmanının iyi bir mülakat gerçekleştirebilmesi için bence önce kendisi görüp görebileceği en kötü mülakat deneyimini yaşamalıdır. Çünkü adayın o anki psikolojisini en iyi o anı yaşayan biri anlayabilir. Yaklaşık üç sene önce mesleğe adım atabilmek için çılgınlar gibi başvuru yapıyor ve davet edildiğim her görüşmeye gidiyordum. Böyle bir zaman diliminde bir sabah telefonum sesi ile uyandım. Telefon sesi ile başlayan bu deneyim sonucu iyi bir mülakatçı olmak için yapmam gerekenleri öğretti hem de en acı şekilde, yaşayarak.

-Alo?

-Türker Bey ile mi görüşüyorum.

-Evet, benim.

-Türker Bey, kariyer sitesinde ki ilanımıza başvurmuşsunuz, 2 saat sonra görüşmeniz var, gelebilir misiniz?

-Gelmem mümkün değil başka bir güne alsak?

Son dakikada aldığım bu görüşme randevusunu erteleyebilmiştim ve hazırlık yapmaya başladım hemen. Firma, ISO 500 arasında yer alıyordu, yatırımları, sosyal sorumluluk projeleri vs. harika! Hatta resmi twitter ve facebook hesapları bile var. Üç sene önce sosyal medyaya önem vermiş bir firma ile görüşmem vardı ama öğrendiklerim bana yetmemişti. Birazcık daha araştırmaya devam ettim. Daha önceden bir arkadaşımın arkadaşı aynı pozisyon için görüşmeye çağrılmış. İK Müdürü ile görüşmüş, -muş, -mış, -miş…. Herhalde bir yanlışlık olmalı, aynı firmadan bahsetmemiz mümkün değil, en iyisi görüşmeye gidip görmek.

Görüşme günü geldiğinde hoplaya zıplaya yönetim binasına ulaştım. Bu arada sevinçten değil zorunluluktan hopladım zıpladım çünkü fiziki şartlar bir insanın yürümesine elverişli değildi. Bekleme salonunda benimle beraber makine mühendisi bir aday daha vardı. Firma hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Bildiklerimi hemen kendisi ile paylaştım. Hatta bir kaç mülakat tüyosu verdim. Sonra yandan bir kafa uzandı:

-Hanginiz İK için geldi?mülakat

-Ben

-Tamam görüşeceğiz seninle

– ?!?!?!

“Tamam görüşeceğiz seninle” cümlesi aslında bir uyarı imiş, saatler sürecek bir işkencenin habercisi ama o zaman ki ben bunu ne yazık ki fark edememiştim.

Görüşme başladığında ilana yaklaşık “2000 kişinin” başvurduğunu beni oraya çağıran kişinin görüşmeyi gerçekleştiren İK Müdürü olduğunu öğreniyorum. İK Müdürüne göre benim onca sene sıralarda dirsek çürütmem yersizmiş çünkü yan ofisteki kız “Çeko mezunu ama o yetiştirmişmiş…” Hatta beni de yetiştirebilirmiş eğer isterse…

Her şeye rağmen İK Müdürünü dikkatle dinliyorum. Bana ne zaman şirket ve pozisyon hakkında bilgi verecek, benim yaptıklarım ve yapabileceklerim hakkında konuşucağız diye merak ederken yaklaşık 1 saat geçti. Bu zaman diliminde işçiler 3 kere, dahili telefon 3 kere, cep telefonu 2 kere, sekreter 4 kere (biri yönetim kurulu başkanı biri de genel müdür için) görüşmeyi böldü.

Mülakatın en can alıcı noktası İK Müdürü’nün “Bir şekilde bu işin içine girdim, yıllardır da el kapısında çalışıyorum” cümlesi oldu. Devam eden cümleler aynı ardı ardına devrilen domino taşları gibiydi. Artık mülakattan kopmuş bir şekilde düşüncelere dalmışken İK Müdürünün beni bir Hollywood yıldızına benzetmesi ile kendime geldim (!). İşkencenin ne zaman biteceğini düşünürken 2. perde için ara verdik.

İkinci perde Genel Müdür ile oynanacaktı ama 2 saat gecikti (!). Çay, kahve, kurabiye vb. hiçbir ikram yapılmadan 2 saat boyunca volta atarak bekledim. En sonunda Genel Müdür asistanı beni çağırdığında kravatımı düzeltip odasına geçtim. Genel Müdür ile görüşmem ayakta 2 dakika oldu, sıra dayağı gibiydi.

-Ad,soyad, google’dan 2-3 soru, asgari ücrete çalışır mısın? görüşürüz, İk Departmanı size geri bildirim yapacaktır.

oryantasyon_arzumŞimdi olsa mülakatı yarıda kesip gideceğim o muhteşem mülakattan(!) ciddi dersler çıkardım. Bunlar:

  • Adaya mülakata için en az 3 gün önceden haber verilmeli ve gün/saat konusunda esnek davranılmalı.
  • Adaya şirket imkanları dahilinde her türlü fiziki imkan sağlanmalı. Mülakat için bana araç ve şoför yollayan şirket biliyorum 🙂
  • Adayın özgeçmişi önceden incelenmeli, tanışırken kendisine ismi ile hitap edilmeli. Adayla kurulan diyalog sırasında kullanılacak cümlelere ve vurgularına dikkat edilmeli; aday tedirgin edilmemeli.
  • Adayın geçmişteki başarılarını görmezden gelinmemeli. Şirketten ve pozisyondan bahsedebiliriz ama kendimizden asla bahsetmemeliyiz.
  • Adaya şirket ve pozisyon hakkında bilgi verilmeli, adayın kafasında soru işareti kalmamalı.
  • Mülakat önemli durumlar dışında asla kesintiye uğramamalı.
  • Eğer yaptığınız işten bıktıysanız bu durum adaya yansıtılmamalı.
  • Aday ile samimiyet kurmak için saçmalamayın.
  • Eğer adayı üst düzey bir yönetici ile tanıştıracaksınız yöneticinizden mutlaka randevu alın.
  • Adayı bekletmek gibi bir lüksünüz asla yok.
  • Adaya mutlaka ikramda bulunun, bazen su bile yeterlidir.
  • Üst düzey yöneticinin mülakatı bile İK Departmanın başarısızlığıdır. Bu yüzden eğer gerekli ise üst düzey yöneticiye bile “Mülakat Teknikleri Eğitimi” verilmelidir.
  •  Google’dan soru sorulmamalı.

Kabus gibi geçen bu sürecin sonunda yukarıdaki kuralları oluşturup uygulayarak karşımdaki aday ile her zaman sağlıklı görüşmeler gerçekleştirdim. Aslında mülakatı terk etmeyerek uzun vade için çok önemli bir karar almışım o önemli bilinçsiz bir şekilde.

Not: O firma hala aynı ilan ile bir personel arayışı içindeler ama bu zihniyetle bulmaları çok zor görünüyor.

Mülakatlardaki Küçük Yalanlar Büyüyor

İyi kötü herkes mülakat sırasında yalan söylemiştir.

Kimi öyle büyük yalanlar söyler ki yalancısı bile ufak kalır yalanının yanında ve komik duruma düşer.Çünkü büyük yalanlar hemen anlaşılır ve mülakatçı tarafından çapraz sorulara tutulur. O sırada adayın durumu gerçekten kötüdür; yüzü kızarır, eli ayağı titrer, bardaktaki suyu kana kana içer. Böyle durumlarda aday ile tokalaşıp “biz yalancılar ile çalışmıyoruz” demek istesek de profesyonellik gereği görüşmeyi en uygun şekilde bitirip adayı nezaket çerçevesinde uğurlarız.

burun uzunKimi adaylar ise boyunu geçmeyecek yalanlar söylemeyi tercih ediyorlar 🙂  Okulda yapılan ödevler bir anda proje oluyor, arkadaşlarının tecrübeleri kendi tecrübeleri oluyor. En çok karşılaşılan yalanlardan biri ise “yabancı dil bilgisinde” ortaya çıkıyor. Yabancı dil bilgisi bence birazcık göreceli bir kavram çünkü bana göre iyi olan başkasına göre kötü bir başkasına göre ise muhteşem olabilir. Ama genelde adaylar “yabancı dil bilgisi” bölümünde en üst seviyeyi tercih ediyorlar. Ne zaman ki “Mülakata İngilizce mi Almanca mı devam edelim?” sorusunu duyduklarında hafif bir öksürük, yere kayan gözler…. 🙂 Aslında buradaki konu yalan olduğu gibi “kendini tanımama” ile de ilgili fakat başka bir yazının konusu.

Başka yalanlar yok mu? Elbette var bu yalanlarla ilgili bir araştırmayı ele alan Selin Yetimoğlu‘nun yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yalan söylemeyi başarabiliyorsanız ve söylediğiniz yalanı unutmuyorsanız yalan söyleyiniz; bitirdiğiniz okullar, çalıştığınız şirketler, aldığınız eğitimler vs. Ama unutmayın yalanlar üzerine kurduğunuz kariyeriniz bir gün yine o yalanlar yüzünden çökebilir aynı Yahoo’nun eski CEO’su Scott Thomson gibi.

Not: Scott Thomson şu anda Shoprunner’ın CEO’su olarak iş hayatına devam ediyor ama çoğu insanın hafızasında “yalancı CEO” olarak yer alıyor.pinokyo-karikaturleri

23 NİSAN

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Yılı ve/veya kaçıncı kez kutlandığı fark etmez çünkü ilelebet bu bayram kutlanacaktır. Bu vesile ile İstiklal Marşımızın tamımını okumakta yarar var.

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

430196_357141427720689_2059780177_n

Oryantasyon Deyip Geçme!

Öncelikle “oryantasyon ne değildir?” sorusunu cevaplandırmak lazım.

  • Bir sunumdan ibaret değildir.
  • Formalite icabı imza atılan bir döküman değildir.
  • Bir şirket temsilcisinin gelip “abi nasihatları vermesi” hiç değildir.

Peki oryantasyon nedir?

Yeni işbaşı yapmış çalışanın işe uyum ve şirketteki mesai arkadaşları ile olan sosyalizasyon sürecidir.

innovation

Bir şirket içerisindeki birbiri ile ilintili olan bütün proseslerin her adımının detaylı bir şekilde anlatıldığı bir süreçtir. Bu sürecin başlangıcı genelde  “pazarlama&satış departmanları”dır. Satılan ürün/hizmete göre süreç değişiklik gösterse de ideal bir oryantasyon süreci pazarlama&satış departmanından başlar ve ürünün kullanıcıya ulaşana kadar devam eder.

Oryantasyon süreci içerisinde bütün bölümler kendilerini yani bölüm içerisindeki çalışanları, gerçekleştirdikleri görevleri ve organizasyon içerisindeki ilişkilerini detaylı bir şekilde anlatır. Hatta daha etkili oryantasyon için işbaşı yapan personelin prosesin içinde yer alması gereklidir. Mavi yaka, beyaz yaka, satışçı, ikcı, mühendis, tekniker, usta ayrımı yapmadan herkesin “yeni başlayan” ünvanı ile iş akış şeması içerisindeki bütün proseslere dahil olması gereklidir.

Böylece;

  • Yeni işe başlayanlar şirkete ve diğer şirket çalışanlarına daha hızlı ve etkili bir şekilde uyum sağlayabilirler.
  • Yeni başlayanların şirkete karşı olan aidiyet duygusu daha çabuk kazandırılabilir.
  • İş akışı her yeni gelen tarafından “farklı bir gözle” incelenerek revize edilebilir.
  • Oryantasyon süreci sırasında yapılan minor hatalar ile gelecekte yapılabilecek majör hatalar önlenebilir.
  • İşbaşı yapan herkesin pozisyonu göz ardı edilerek yapılan bu eğitim ile eşitlik duygusu etkin bir şekilde kazandırılır.

İşletmenin boyutu ne olursa olsun mutlaka oryantasyon sürecinin anlamına uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi gereklidir. Çünkü oryantasyon süreci sistemin hatasız çalışmasını sağlayan etkili bir araçtır.

İş Hayatında Y Kuşağını Anlamak İçin…

311941sasirmak-120[1]Yıllardır Y Kuşağı ile iç içesiniz fakat onu anlamak iş hayatınıza girmesini mi beklediniz? Tabii ki hayır. Çocuğunuz, kardeşiniz, yeğeniniz olsun hep etrafınızda idi Y Kuşağı. Onunla her zaman etkileşim halinde idiniz. Onu büyüttünüz, sevincini,üzüntüsünü paylaştınız, kimi zaman maç yaptınız kimi zaman maça gittiniz, yeri geldi tartıştınız yeri geldi süprizleriniz ile onu şaşırttınız. Fakat iş hayatına girdiğinde şaşırdınız!

-Kimdi bunlar?

– Y Kuşağı !Why__by_alvaramorrigan

– Nereden çıktı peki bunlar?

– Onlar 1980’den beri vardı!

– Neden böyle davranıyorlar?

– Çünkü onlar Y Kuşağı !

Onları anlamak için eğitimlere gittiniz, kitaplar, makaleler okudunuz. Peki hala Y Kuşağını anlayamıyor musunuz? Boşverin o zaman, çünkü siz hayatın odağı olan “insan”dan çok uzaklara gitmişsiniz. Siz kariyer peşinde koşarken bir kuşak yanıbaşınızda filizlendi, büyüdü, kocaman bir ağaç oldu ve artık meyve veriyor.

Y Kuşağı’nı fark etmeniz ve onunla ilgilenmenizin tek sebebi yine kariyeriniz (!) ise gerçekten boşverin, yormayın kendinizi. Çünkü, Y Kuşağı ile zorlanmadan iletişim kurabilen, onunla Rock konserlerine giden, voleybol maçını izleyen yani onları anlayabilen bir X Kuşağı rakibiniz var.

Hayatın odağı olan “insan”dan uzaklaşmadığımız sürece her kuşağı anlayabiliriz.