Kaçın!!! Y Kuşağı Geliyor!!!

Herkes bir kuşak tutturmuş gidiyor. Hangi firmayı araştırsam kuşaklar konusunda uzman(!) birileri eğitim veriyor. Bu eğitimlerin genel teması “Y Kuşağını Anlamak” olarak belirtilse de eğitim içeriği genelde “Y Kuşağına Karşı Kendiniz Savunma Sanatı” şeklinde oluyor. Bunun sebebi bence eğitimsiz eğitmenlerden kaynaklanıyor.

Bu yüzden bir Y Kuşağı temsilcisi olarak size “Y Kuşağını anlayabilmeniz” için bir kaç tüyo vereceğim.

  • Y Kuşağının ilk temsilcileri de siyah önlük giydi, hepsi mavi boncuk değildi.
  • Çoğu okul hayatlarının ilk yıllarında 3 kişilik sınıflarda okudu, sınıftan biri bitlendi mi hepsi bitlenirdi.
  • Y Kuşağının bindiği otobüslerde bilet de kullanılırdı sigara da
  • Y Kuşağı “tek kanallı dönemi” görmemiş olabilirler ama eve alınan “renkli televizyon” için yapılan kutlamaları hatırlarlar.
  • Y Kuşağı temsilcileri “ilk özel televizyon kanalı”nın açılışına, her yılbaşında yaşanan “dansöz yarışı”na şahit oldukları gibi “korsan radyo”ları da hatırlarlar.
  • Cep telefonu yokken Y Kuşağı, PTT Telefon Jetonu ve Telefon Kartları vardı.
  • Y Kuşağında bulunan azınlıkta bir kesimin Commodore 64’ü vardı.
  • Y Kuşağı sokaklarda büyüdü; birdirbir, saklambaç, yağ satarım bal satarım, yakar top oynadı.

Eğitimlerde genelde Y Kuşağının 1990 sonrası doğan temsilcilerinden bahsedilir ve bu neslin bütün özellikleri Y Kuşağı için genelleştirilir. Halbuki I. Nesil Y Kuşağı’nın biraz daha farklı bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorum.

generation-yI. Nesil Y Kuşağı temsilcileri:

  • Tecrübeye saygıları var, iş hayatında yükselebilmek için dirsek çürütmek zorunda olduklarının bilincindeler,
  • Bayramlarda aile büyüklerini ziyarete gönüllü olarak giden I. Nesil “sadakat”larının sorgulanmasını sevmiyor,
  • Herkes gibi rahat bir çalışma ortamı istiyor ama olmadığında hemen istifa etmiyor,
  • Teknolojiye çabuk adapte olabiliyorlar ama onlarda X Kuşağı gibi teknolojinin hızına hayret ediyorlar,
  • Duyarsız değiller; üzerinde yaşadıkları dünyaya, ait oldukları topluma, çalıştıkları iş yerine karşı.

Y Kuşağını anlamaya çalışmadan önce hangi yılda doğduğuna dikkat etmekte yarar var çünkü 1999 yılında doğan ile 1980 yılında doğan kuşak temsilcileri arasında ciddi bir fark var.

Görünmez Lider Zen Master Phil Jackson

NBA All-Star 2013 Haftasonu’nda arkadaşımın kütüphanesine göz gezdirirken yanıma gelip ” Bu kitabı okumalısın” dedikten sonra “Kutsal Çemberler” adlı kitabı raftan çekip bana verdi. Kitap hakkında hiçbir bilgim yoktu. Fakat Phil Jackson‘ı NBA’in En Çok Şampiyonluk Yaşayan Koçu, NBA’in En İyi Koçu ünvanları ile biliyordum ve okumaya başladım. Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Bu yüzden kitap ile bilgi vermek yerine okuyarak cevabını bulabileceğiniz soruları yazacağım.

  • Liderlik doğuştan mı gelir yoksa öğrenilebilir mi?
  • Liderlerin özel hayat/iş hayatı dengesi nasıldır?
  • Aynı takımda 2 lider olabilir mi?
  • Herkesin “the man”* olmak istediği yerde bütün takım bundan nasıl vazgeçirilir?
  • Bütün dünya sizi ve takımınızı izlerken nasıl konsantre olursunuz?
  • Herkesin karşı çıktığı bir yöntem ile nasıl takım olunur, şampiyonluklar alınır?
  • Oyuncular şampiyonluklar sonucu diğer takımlardan gelen teklifleri neden reddetti? Liderin bu duruma etkisi?
  • M. Jordan gibi bir yıldız takımı bıraktığında takım üzerindeki etkisi ne oldu?
  • D. Rodman gibi yetenekli ama aynı zamanda sorunlu bir oyuncu nasıl bir takım üyesi haline getirildi?

phil-jackson-0208-deP. Jackson’ın lakabı neden “Zen Master”dır? Cevabını verebileceğim tek soru “P. Jackson’ın lakabı neden “Zen Master”dır?”

P. Jackson, Katı Katolik bir çocuk olarak yetişmesine rağmen mistik inançlara ilgi duymuş, araştırmış ve bunları benimsemiştir. Budist rahipler ile görüşmüş, Kızıldereli kabileleri ile vakit geçirmiş ve Zen Öğretilerini benimsemiştir. Oyuncularına meditasyon tekniklerini öğretmesi ve takım olarak meditasyon yapmaları ve soyunma odalarını tütsü vb. çeşitli ritüeller ile kutsaması sonucu Zen Master lakabını almıştır.

İş hayatı ile çok rahatlıkla paralellik kurabileceğiniz gerçek bir lider-takım kitabı olarak kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap.

*Esas oyuncu

Müzik Dinlemek Lazım

fa-anahtari_26031_mHer ne kadar müzik ruhumuzun gıdası olsa da biz genelde gıda zehirlenmesi yaşıyoruz. Sabah korna sesleri, servis şoförünün zevkine göre bir radyo, telefonların muhteşem(!) bekletme müzikleri, ofis insanlarının masalarına bıraktıkları telefonların melodileri, diğer ofis araçlarının çıkarmış oldukları seslerin toplamında gıdamızı alıyoruz ama sonunda zehirleniyoruz.

Ne yazık ki bazı işletmelerin müzik dinleme(me) ile ilgili çok katı kuralları var. Bu kuralları koyanların müziğin ne kadar önemli bir motivasyon aracı olduğunu bilmedikleri ortada. Halbuki işletmelerin bu melodik motivasyon aracına hiç müdahale etmemeleri gereklidir. Çünkü çalışanların içinde bulundukları yoğun iş hayatı içerisinde ufak kaçamaklara ihtiyacı vardır, en sevdiği şarkının bir anda kulağına gelmesi gibi 5 dk.’lık kaçamaklara. Yoğun bir iş temposu içerisinde koridorun ucundan gelen o melodi ile yüzü güler, bir anlığına iş stresinden sıyrılır.  İsterseniz 2 adet konser bileti verin, o 2 saatlik müzik şöleni 5 dk.’lık şarkının yerini tutamaz.

Tabii ki işyerinde son ses istediğimiz her şeyi de dinleyemeyiz. Dinlediğimiz şarkının çalışmamızı olumlu yönde etkilemesi gerekmektedir.

musicspread

Bu konu ile ilgili olarak yapılan araştırmalar sonucunda;

  • Seçtiğimiz müzik ile daha iyi odaklanılabildiği,
  • Seçtiğimiz müziğin çalışma tempomuzu arttırdığı,
  • Seçtiğimiz müzik ile kendi  tarzımızı oluşturup yaratıcılığımızı etkilediğini,
  • Ayrıca açık ofis çalışanlarının bazı durumlarda o gürültülü ortamdan uzaklaşabilmek için müzik dinlediklerini ortaya koymuştur.

XYZ – 101

Uzun süredir bilenen bir kavram XYZ kuşakları son yıllarda oldukça popüler hale geldi. Popülerliğinin hakkını veren bu kavram iş hayatında yaşanan bazı problemlerin önlenmesinde etkin bir şekilde kullanılıyor. Ortaya çıkabilecek bazı problemlerin önlenebilmesi için bu kuşakların tanınması gerekmektedir.

Sessiz Kuşak (1925-1945): II. Dünya Savaşı’nı ve 1929 Büyük Buhran gibi önemli tarihi olaylara şahit olmuş kuşaktır.

BB Kuşağı (1946-1960): Savaş sonrası doğan bir nesildir. Çoğu zorluğu bizzat yaşayarak öğrenmişlerdir. “Bizim zamanımızda …..” söyleminin ilk temsilcileridir. Genellikle iş hayatında üst düzey yönetici olarak karşınıza çıkarlar. Sohbet imkanı bulduğunuzda kesinlikle kaçırmayın söylediği bir cümlede yılların tecrübesi olduğunu hemen hissettirir.

X Kuşağı (1961-1980): BB Kuşağının çocuklarından oluşur. Ailelerinin yaşadığı zorlukları görerek büyüdüler. Bu yüzden bir iş sahibi olmak ve o işten emekli olabilmek önemli bir olgu. Teknoloji sonradan hayatlarına dahil olduğundan dolayı bu kuşağım bazı temsilcileri uyum sorunu yaşamıştır. Ama unutmamak lazım ki günümüzün en önemli teknolojik gelişmelerine imza atanların önemli bir kısmı bu kuşaktan çıkmıştır.

Y Kuşağı (1981-1999): BB ve X kuşağının yarattığı imkanlar içerisinde büyümüşlerdir. Bu yüzden BB ve X kuşağı temsilcilerine oran ile daha rahat bir hayat şartlarına sahip olmuşlardır. Teknoloji ile erkenden tanışmış olduklarından dolayı her türlü teknolojiye çabuk uyum sağlamaktadırlar. İş hayatına adım atar atmaz yükselmek isteyen bir yapıya sahiptirler. Bu yüzden de aidiyet duygusu önceki nesillere göre yapaydır.

Z Kuşağı (2000-2020) : İş hayatından en uzak nesil olmasına rağmen hazırlıklar şimdiden yapılmıştır. Ebeveynler sahip oldukları bütün imkanlarını Z kuşağının en şekilde yetişmesi için seferber etmiştir. Teknolojinin içinde doğmalarından ve yapılan yatırımlardan ötürü gelecek için çığır açacak çalışmalar yapmaları öngörülmektedir.

Genel olarak kuşaklar ile ilgili şu bilgiyi verebiliriz.

  • Kuşak ayrımı yaklaşık olarak 20 yıllık periyotlar halinde gerçekleşiyor.
  • Kuşak ayrımı sırasında belirtilen yılların başlangıç tarihleri kaynaklara göre farklılık göstermektedir.
  • Kuşak kavramı her ne kadar XYZ ile popüler hale gelmiş olsa dahi Baby Boomber’ları ve The Silent Generation’u (Sessiz Kuşak) unutmamak lazım.
  • Her kuşak bir sonraki kuşağı yetiştiriyor.
  • 2020 sonrası ortaya çıkacak kuşağı şimdilik ismi belli değil.

Staj ve Stajyerler

Staj, profesyonel iş hayatına atılan ilk adımdır.  Okulda öğrenilmiş teorik bilgi ile pratik bilginin çakıştığı dönemdir. Bu dönemin kaybedeni ya da kazananı ise “stajyer”dir.

Genelde stajyerler ikiye ayrılır; gönüllüler ve zorunlular. Birinci gruptaki gönüllüler, kendilerine okul tarafından herhangi bir zorunluluk getirilmemişse de staj yapma konusunda çok isteklidirler. Gönüllüler, kendilerine staj fırsatı yaratmak için istihdam fuarlarını gezerler, kariyer günlerine katılırlar, sosyal çevresinden ve öğretmenlerinden destek alırlar, kariyer portallarını ve sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanırlar. Kısacası işi öğrenebilmek için can atarlar. İkinci gruptaki zorunlular ise kendi kendilerine “zorunda mıyım?” diye sorarlar. Bu zorunluluğun kaynağı ya okuldur ya da ailedir. Staj yapmak için gönüllü olmadıklarından staj fırsatları için çaba harcamazlar. Bir tanıdık vasıtası ile son dakikada bir işletme bulurlar ve stajlarını yaparlar. Gönüllüler kadar istekli olmasalar da literatüre “naylon staj” kavramını katan kişi bu gruptan çıkmıştır.

İş hayatında ise böylesine önemli bir ayrım yapılmadan stajyerlerin hepsi tek potada eritilir. Bir ay boyunca stajyere evrak yerleştirme, arşiv düzenleme, fotokopi çekme, getir-götür işleri yapma hatta şahsi işleri yapma gibi görevler verilir. Stajyerin meslekten hatta iş hayatından soğumasına sebep olunur. Halbuki tam tersi bir tutum sergilenip işin nasıl yapılacağı öğretilse, paket program hakkında birkaç şey gösterilse, yabancı dilin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için çeviri verilse uzun vadede kesinlikle daha olumlu sonuçlar alınır. Gönüllüler gelecekte yapacakları meslek hakkında daha detaylı bir bilgiye sahip olurken zorunlular da kendi içlerindeki cevheri keşfedebilirler. Ya da her iki grupta gittikleri kariyer yolunun yanlış olduğunu fark edip çok geç olmadan kendileri için uygun kariyer yolunu girerler.

Staj döneminin verimli bir şekilde geçmesi için en önemli görev stajyere düşmektedir. Stajı zorunlu dahi olsa kendisi gönüllü olmalıdır. Öğrenebilmek için her fırsatı kollamalıdır. Beş yaşındaki bir çocuk gibi merak ettiği her şeyi sormalı ve cevapları not almalıdır. İşletmeye adımını attığı andan itibaren bütün departmanlardaki havayı koklamalıdır. Belki de gelecekte yapacağı iş o şirkette başka bir departmanda olabilir. Diğer bir önemli görev ise İnsan Kaynakları Departmanı’na düşmektedir. Seçme – yerleştirme sürecinde boş pozisyonlar için gösterilen özen aynı şekilde stajyer pozisyonu içinde gösterilmelidir. Çünkü baştan savma yapılacak stajyer seçimi Departman Müdürü’nün de tutumunu etkileyecektir. Ve son önemli görevde Departman Müdürü’ne ait. Onun stajyere olan tutumu departmanda çalışan herkesin tutumunu etkileyecektir. Departman Müdürü vurursa diğerleri öldürür. Bu yüzden İşe Alım Uzmanı stajyer seçimine gösterdiği özeni Departman Müdürü’ne hissettirmelidir.

super-internSon yıllarda işletmeler “yetenekleri çekebilmek” için ciddi bir çaba sarf ettiklerinden dolayı “staj-stajyer” konusunda kesinlikle iyileşmeler var. Ciddi mülakatlar, uzun dönem stajyerlik fırsatları hatta istihdam imkanları gibi uygulamalarla stajyerlere hak ettikleri değeri veren işletmelerin olduğunu söyleyebiliriz.

Staj ve stajyer konusunda daha etkin bir şekilde çözüm sağlayabilmek için çalışanların sahip olduğu “bizde bu yollardan geçtik” anlayışını değiştirmek gereklidir.