Yüksek Lisans Yapmak İsteyenler İçin

Yüksek-LisansHer köşe başında üniversite olduğu günümüzde rakiplerinden bir adım önde olmak isteyen adaylar lisansüstü eğitim almak ve buna bağlı bir diploma hak etmek için uğraşırken bu yola düşmek isteyenler için lisansüstü eğitime on yılını vermiş birisi olarak altı küçük tavsiye:

  • Kaçmak için yüksek lisans yapmayın: Kaçış sebebinizi bilemem ama sonuç genelde aynı, kaçamıyorsunuz ve yüksek lisansınız genelde yarım kalıyor.
  • Tezli ve tezsiz yüksek lisans aynı akademik zorlukta değil: Biri gündüz biri gece; biri harçsız diğeri haraçlı; biri tezli biri tezsiz, ikisinin de aynı akademik zorlukta olmasını beklemek naiflik.
  • Teori ve Pratik: Akademik hayat ile iş hayatındaki bilgi ve tecrübe hiçbir zaman denk olmadığını biliyorsanız yüksek lisans seviyesindeki akademik hayat ile iş hayatı arasındaki farkın daha da açıldığını tahmin etmek zor değil. Bu sebeple kariyeriniz ile alakasız bir bölümde yüksek lisans yaparak bu farkı açmanın manası yok.
  • Yüksek lisans size iş hayatındaki tüm kapıları açmaz: Diploma enflasyonun olduğu iş hayatında yüksek lisans diplomanız sizi tek başına ne bir işe sokabilir ne de terfi sağlayabilir. Kariyer hedeflerinizi gerçekleştirebilmek ve günlük hayatınızda da mutlu olabilmek için ömür boyu öğrenmeyi içselleştirmelisiniz.
  • Yüksek lisansın temeli: Gözünüzle gördüğünüz en basit şey bile kafanızda bir soru işareti oluşturmuyor; neden, nasıl niçin vb. sorular sizi rahatsız etmiyorsa boşuna yüksek lisans yapmayın. Çünkü yüksek lisansın temelinde “araştırma” olduğuna inananlardanım, bağzıları(!) kopyala – yapıştır eğitim verse dahi.

 

Reklam

Kriz Zamanı İşsizlik

Aynı gemide bazı şirketler enflasyon karşısında çalışanlarını koruyabilmek için ara zam yaparken bazı şirketlerde konkordato ilan ediyor; küçülmeye gidiyor; kepenk kapatıyor. Bir şeyler ters gidiyor ve insanlar hiç beklemedikleri anda işsiz kalıyor. Küresel krizle belki tek başınıza baş edemeyebilirsiniz ancak kendi krizinizi başarı ile yönetebilirsiniz. İşsiz kaldığım dönemde elde ettiğim tecrübelerle ile size naçizane birkaç öneri:

Durumu kabullenin: Belki zor ama ilk önce işsiz olduğunuzu kabullenmeniz gerekiyor. İlk başta bu durumu siz kabullenirseniz aileniz ve arkadaşlarınız ile paylaşmanız daha kolay olur.

Planlı yaşayın: İşsiz olmanız öğrenci yıllarındaki gibi sabahlamanız için bahane olamaz. Hayatınızı yine belirli bir çerçevede planlamanızda fayda var.

Spor yapın: Hem vücudunuzun hem de zihninizin sağlığı için mutlaka spor yapın. Çalışırken yoğunluk bahaneniz kalmadığına göre spor yapmak için en ideal zaman.

İletişim içerisinde olun: İş çevrenizdeki insanlarla diyalog içerisinde olun ve içinde bulunduğunuz durumu ajite etmeden iş arayışında olduğunuzu çekinmeden paylaşın.

Duygu durumunuzu koruyun: Her mülakat davetinde ve her olumsuz cevap geldiğinde duygu durumunuzu stabil tutabilmek kolay değil ancak bunu için çabalamanız ruh sağlınız için çok önemli.

 

 

 

 

Taze Yöneticiler İçin Tavsiyeler

Kartvizitte yazıldığı gibi yönetici olunmuyor ve hakkını vermek ise olmaktan daha zor. İşte bu yüzden birkaç naçizane tavsiye:

  • Toplantılarda yanınıza dizüstü bilgisayarınızı götürün: Sonu gelmeyen, strateji ile başlayan balık muhabbetine oradan çocukların yaptığı sevimliliklere varabilen toplantılarda yanınıza mutlaka bir köşede sessiz sedasız işinizi yapabilmek için bilgisayarınızı yanınıza almanızda fayda var.
  • Cin olmadan adam çarpmayın: Dünün uzmanı bugünün yöneticisi olduğunuzu unutmayın. İş hayatında belli bir tecrübeniz olsa dahi yöneticilikte yenisiniz. Unvanın süsüne kanıp rezil olmayın.
  • Operasyona yabancı olmayın: Yönetici olup dün yaptığınız işlere burun kıvırmayın. Ekibinizin yaptığı işe destek olmak hafızanızı tazeler ve ekibinizle olan ilişkilerinizi kuvvetlendirir.
  • Takipçi olun ve detaylara dokunun: İşinizin uzmanı iken ekibin yöneticisi olduğunuz için artık farklı alanlarda daha çok iş ile ilgilenmeniz gerekecek. Bu sebeple her bir işi ayrı ayrı takip edip önemli detaylara dokunmayı unutmayın.
  • Kişisel gelişimde çıtayı yükseltin: Mesleki ve kişisel gelişim sayesinde belli bir noktaya gelmiş olabilirsiniz ancak pozisyonla beraber beklentilerde yükseldi. Bu beklentileri karşılayabilmek için sormaya, araştırmaya ve öğrenmeye devam.
  • Tecrübelerden faydalanmayı ihmal etmeyin: Yönetici olmanız her şeyi bildiğiniz anlamına gelmez. Her alanda tecrübeden faydalanın, stajyerinkinden bile.
  • Ekip olmayı unutmayın: Başarı olduğunda ekibin başarısı, hata olduğunda sizin hatanız olduğunu kabul edin. Bu yüzden başarmak için ekip olmak şart.
  • İş ortamındaki sosyalliği devam ettirin: İş çıkışı buluştuğunuz arkadaşlarınızın yönetici olmanız bu durumu değiştirmemeli. Her zaman olmasa da ara ara bir araya gelmek sohbet etmek tahmin etmediğiniz bilgilerin size gelmesi sağlar. Ancak hangi bilgiyi karşı tarafa vereceğinizi ve vermeyeceğiniz iyi belirlememiz lazım.
  • İş aranma: Yeni unvanın cazibesine kapılıp hemen iş arayışına girmeyin. Çünkü hala toy bir yöneticisiniz ve öğrenmeniz gereken çok şey var. Deplasman maçlarınız seviyorsanız bir tık uzağınızda.

acil yardım!

Yardım istemek için bazıları için kendinden ödün vermek iken bazıları için tembelliğin başka boyutudur. Önemli olan ise ne zaman yardım istemek gerektiğini bilmektedir. Ne zaman yardım isteyeceğinden şüphe duyanlar için kamu yararına küçük bir çalışma yaptım ve yardım isteme dönemlerini icat ettim (!)

Sıçmadan önceki evre: Bu evre aklı başında olan bir insanın kendini bildiği yani bildiği konu ile ilgili kafasında soru işaretlerinin olduğu evredir. Bu evrede istenecek yardım hayat kurtarabilir.

Sıçtıktan sonraki evre: Tebrikler, bir çuval inciri berbat ettiniz ama hatanızı düzeltmek için geç değil, yapmanız gereken koca gözlerinizle etrafa bir kedi yavrusu gibi bakmak.

Sıvadıktan sonraki evre: Durum giderek vahimleşiyor ve siz hala yardım istemiyorsunuz. Hani çam devirmek diye güzel bir deyimimiz var ya onu bile sizin için revize ettiler “çam ormanı yakmak”.

Tüy dikmeden önceki evre: Hafif bir pişmanlık duyuyorsanız peşinden gidin çünkü bu evre köprüden önce son çıkıştır. Bu evrede de yardım istemezseniz superhero’lar bir araya gelse sizi kurtaramaz.

Ateistler İçin Din – Alain de Botton

Idefix’te kitaplar arasında dolaşırken denk geldim Ateistler İçin Din’e. Ön yargım olmadığı için sepete ekledim, aldım ve okuyorum (Başka konularda benimde ön yargılarım var, hiçbirimiz kusursuz değiliz). Ön yargıları olan için zaten yazar uzun uzun açıklamış kitabı o yüzden blogun konsepti ile ilgili iki güzel paragraf….

‘Modern toplum bize tek bir topluluk vaat eder, o da temelinde mesleki başarıya tapınmanın olduğu topluluktur. Bir partiye gittiğimizde, karşılaştığımız ilk soru olan “Ne iş yapıyorsun?” sorusunu duyduğumuzda bu topluluğun kalesinin kapılarına çarptığımızı hissederiz; bu soruya verdiğimiz yanıt üzerine parti insanları ya bizi sevgiyle içlerine alır ya da bir daha görmemeye karar verdiklerinin arasına yerleştirir. Bu tür rekabetçi, sözde toplumsal sohbet etkinliklerinde kişisel özelliklerimizin yalnız birkaçı, yabancıların iyi niyetini satın almak için geçerli akçe olur. Bizim her türlü kişisel özelliğimizden daha önemli olan kartvizitimizde ne yazdığıdır; hayatlarını çocuklarına bakarak, şiir yazarak ya da orkide yetiştirerek geçirmeye karar verenler, güçlü olanların belirlediği egemen normlara uymadıkları için dışarıda bırakılacak ve marjinaller olarak görülmeyi hemen hak edeceklerdir. 

Ayrımcılığın böylesine acımasız ve sert biçimde uygulandığı düşünüldüğünde, birçoğumuzun kendimizi bir şeylerden öç alırcasına mesleklerimize adamayı seçmemiz hiç de şaşırtıcı görünmüyor. Hayattaki her şeyden vazgeçip sadece işe odaklanmak, günümüz dünyasında fazlasıyla olası strateji; ne de olsa işyerinde kazanılan başarılan fazlasıyla olası bir strateji; ne de olsa işyerinde kazanılan başarıların, yalnızca fiziksel olarak hayatımızı sürdürmemiz için gerekli olan finansal kaynakları değil, aynı zamanda psikolojik olarak da ayakta kalmamızı sağlayan ruhsal gücü bize kazandırdığına inanılan bir dünyada yaşıyoruz.’  2014,s27

….sonrası ön yargılarınız ile hesaplaşmanıza bağlı.

 

otuz yaşında kariyer değişikliği

Otuzların başında olduğum için şimdilik otuz yaşından sonra kariyer değişikliğini ele alalım, kırklarda tekrar düşünürüm.

Sıcak bir yaz günü son sınavdan çıkarken kafada sıfır problem… Ertesi gün ise kafada tek bir soru işareti ve kariyer portallarında yüzlerce başvuru.

Ülkenin yıllardır oturtamadığı eğitim sistemi ve istihdam politikası sonucu bulunan ilk işe sevinçle başlanır. Kalem eteklerin uçuşmadığı, jilet gibi takım elbiselerin kimseyi kesmediği parfüm kokulu ofislerden after partylere oradan da long weekendlere yolculuk devam ederken fark edersin “ben aslında bu işi yapmak istemiyorum”.

Günün en az 12 saati yapmak istemediğin bir iş ile uğraşırken diğer yanda da acaba hangi iş beni mutlu eder diye düşünmek. Çözümsüzlük depresyonla sonuçlanabilir (Kesin bilgi için İsviçreli Bilim İnsanları görüşün).

Sahip olduğun kariyeri, maaş aralığını, yan hakları, sosyal statüyü bir kenara atıp “sevdiğini inandığın bir işi yapmayı düşünmek” de ayrı bir delilik durumu aslında çünkü davulun sesi uzaktan hoş gelir.

 

Hayalinizdeki Şirket

Hepimizin iş hayatına atılırken çalışmayı düşlediği şirketler vardı. Bu yazıyı okuyanlardan bazıları hayallerini gerçekleştirdi, bazıları gerçekleştirmek için hala çabalıyor.

Hayallerinizi yıkmak isterim ki çalışma rüyalarınıza giren o şirketlerin çoğu şu anda çalışmakta olduğunuz şirketlerden farksız. Çünkü o şirketlerin içinde de “insan” var. Ve insanın olduğu her yerde olduğu gibi problemler var. Zeplin egolu yöneticiler, oturmamış sistemler ya da oturmuş sistemden şikayet eden kuralsızlar, hayattan memnuniyetsizler, gözünü prim bürümüş satışçılar, lafla peynir gemisi yürüten uzmanlar, asgari ücretle çalışanlar hepsi sadece farklı bir çatının altında toplanmış vaziyetteler.